Cesaret denince çoğu kişinin aklına kılıç kuşanmış kahramanlar ve meydanlarda dövüşen askerler gelir.
Ama 21. yüzyılda hayatımızdaki birçok olgu gibi buna karşı bakışımız ve anlayışımız da değişiyor.
Cesaret artık çok daha fazla içe dönük bir mesele haline geldi.
Bir haksızlık karşısında sessiz kalmamak, kalabalığın yanlışını fark ettiğinde “ben böyle düşünmüyorum” diyebilmek ya da herkes susarken konuşabilmek de gerçek cesaret haline geldi.
Günümüzde "vicdani cesaret" (moral courage) olarak tanımlanan bu değer her geçen zaman adeta bir hazine gibi değerleniyor.
Vicdani cesaret, çoğunluğa ve güçlüye rağmen kendi değerlerinden vazgeçmemektir.
Kimse görmese ve haberi olmasa bile her zaman doğru bildiğini yapmaktır.
Bunun için de kolay olan yerine doğru olanı seçme iradesini göstermek gerekir.
Ama modern çağda en zor meziyetlerden biri vicdanın sesini duymak ve susturulmamasını sağlamak.
Elbette kolay değil ve olmayacak sürekli doğrunun ve dürüstlüğün peşinden gitmek.
Peki bildiğimizin doğru olduğunu nerden bileceğiz de peşinden gideceğiz?
Doğruyu bilmek sadece bilgiyle olmaz, sezgiyle ve içten gelen bir sesle olur.
Bir şeyin yanlış olduğunu aslında bilmeyiz, onu hissederiz.
İşte bize bunu hissettiren o ses içimizdeki vicdanın sesidir.
Vicdanımız içimizdeki en sade ama her zaman doğru yönü gösteren en dürüst pusuladır.
Vicdanın sesini bastırmak aslında çok kolay.
Konfor, statü veya para kaybetme endişesi gibi korkular vicdanların sesini anında keser.
Yanlışa karşı durmanın her zaman her yerde bedeli olur.
İşin, konumun, ünvanın ve insanların onayı bir anda kaybedilebilir.
Ama yine de vicdani cesarete sahip insanlar herkesin sustuğu yerde konuşur ve herkesin yanlış yaptığı yerde “bu doğru mu gerçekten?” diye sorar.
Çünkü insanın kendisine olan saygısını ve inancını kaybetmesi her türlü kazancın çok ötesinde bir kayıptır.
Teknolojiler ilerledikçe makineler daha çok şeyi yapabilir hale geliyor.
Yapay zeka ise veriye göre en mantıklı kararları verebiliyor.
Ama doğruyu yapabildikleri halde hala doğru olanı bilmiyor ve seçemiyorlar.
Algoritmalar ve kodlar vicdanla karar vermeyi hiçbir zaman hiçbir şekilde gerçekleştiremeyecek.
En doğru kararı vermek ve insanca düşünmek her zaman insanın görevi kalacak.
Geleceğin iş dünyasında vicdani cesaret en insani ve en nadir becerilerden biri olacak.
Doğruyu söyleyebilen, etik davranabilen, adil kararlar alabilen insanlar fark yaratacak.
Güvenin, samimiyetin ve insanlık onurunun temelinde bu cesaret olacak.
İçimizde en büyük güce sahip olanlar doğruyu savunabilenler arasından çıkacak.
Para kaybedeceğini bildiği halde topluma ve çevreye duyarlı hareket eden işletmeler ise gerçekte çok şey kazanacaklar.
Eğer gelecek nesillerimiz ve çocuklarımız da daha cesur olsun istiyorsak, onları sadece başarı üzerinden değerlendirmemeliyiz.
Doğru kalmayı, korkarken bile doğruyu yapmayı öğretmeliyiz.
Hata yapmalarına izin vererek, kendi kararlarını alabilme gücü vererek büyütmeliyiz.
Çocuklarımızı cesur yetiştirirsek geleceğin dünyasında sadece daha başarılı değil aynı zaman daha adil ve insani olacaklar.
İyilikten doğan doğruluk, anlam arayışıyla şekillenen bir kariyer ve evrensel değerler temelli bir hayat yaşamak hepimizin tek derdi olmalı.
30 Ekim 2025 Perşembe
İnsanlığın Son Kalesi: Vicdani Cesaret
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Öne Çıkan Yayınlar
Teknolojiye Karşı İnsanlık Devrimi
Her gün yeni bir yapay zeka modeli, yeni bir robot ya da yeni bir otomasyon haberi almaya devam ediyoruz. Sanki dünya birileri ileri sarıyor...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder