Geleceğin Becerisi: Duygusal Dayanıklılık

Duygusal dayanıklılık


Pandemi öncesinde "Geleceğin Meslekleri"ni anlatmaya başladığımda yazılım, robotik, veri bilimi ve yapay zeka gibi teknolojik konularda dolanırdık.
Özellikle yapay zekanın yükselişi ile birlikte tüm teknolojiler el ele daha akıllı hale gelmeye başladı.
Ama aradan geçen bu çok kısa zaman diliminde en az bunlar kadar önemli konular da değer kazandı.
Teknoloji akıllanırken biz insanlar için gereken beceriler daha "insani" bir hal olma yolunda ilerliyor.

Günümüzde bile oldukça önemli olan duygusal dayanıklı olma becerisi, geleceğin iş dünyasında çok kritik bir beceri haline gelecek.
Bu beceri basitçe zor durumlar karşısında duygusal dengenin bozulmadan ayakta kalabilme gücüne dayanıyor.
Yani fırtınada savrulmak yerine, rüzgarın yönünü işimize yarayacak şekilde kullanabilme yeteneği anlamına geliyor.

Duygusal dayanıklı olanlar bir kayıp ya da reddedilmede bunu değersizlik yerine yeniden deneme fırsatı olarak görürler.
Yılmadan, yıkılmadan, küsmeden ve dert etmeden yeniden başlama iradesine sahip olurlar.
Hata yapıldığında kendini suçlamak yerine, bu hatadan doğruları görüp öğrenebilir ve gelişirler.

Duygusal dayanıklılık bugünün iş dünyasında bile çok önemli, ama gelecekte yaşamsal değerde olacak.
Çünkü iş dünyasında karar vericiler artık bilgiye değil insan karakterine yatırım yapıyorlar.
Teknolojiler büyük bir hızla gelişiyor ama insanların mental dayanıklılığı aynı hızda gelişmiyor.

Geleceğin çalışanlarına sadece öğrendikleri teknik bilgiler hiçbir iş kolunda yeterli gelmeyecek.
Belirsizliklerle başa çıkma, stres altında iş yapmaya ve üretmeye devam etme, başarısızlık karşısında hızlı toparlanma becerilerine de ihtiyaç duyulacak.
Geleceğin iş dünyasında mental olarak en dayanıklı olanlar tercih edilecek ve onlar kazanacak.

Bir işyerinde çalışan en iyi üniversiteden mezun 2 mühendis düşünün.
Birisi çok zeki ama eleştirildiği an hemen içine kapanıyor ve çoğu zaman risk almaktan kaçınıyor.
Diğeri ise bazen hata yapıyor ama hemen toparlanıyor, hatalarından öğreniyor ve sonraki sefer daha iyisini yapıyor.
Bir yıl sonunda hangisi işverenin işine yarayacak ve ona daha fazla para kazandıracak?
Hatalardan kaçmayan, duygusal dayanıklılığı sayesinde tekrar tekrar deneyerek gelişen ve güçlenerek yoluna devam eden hangisi olacak?

Otomasyon ve yapay zeka hızlı bir şekilde birçok teknik işi devralıyor.
Ama en basitinden kriz anında sakin kalıp ekipleri idare etmek ve çatışmaları yönetmek makinelerin yapamayacağı bir şey.

Diğer yandan serbest çalışma, platform çalışmaları, proje bazlı işler ve GIG ekonomisi yıldan yılda yaygınlaşıyor.
Sabit bir görev ve maaşın olmadığı bu durum bireyleri daha yalnız ve daha belirsiz ortamlara taşıyacak.
Duygusal dayanıklı olmayanların bu dalgalarda ayakta kalması çok zor olacak.

Küresel krizler, iklim sorunları, ekonomik belirsizlikler ile hızlı ve hızla değişen ihtiyaçlar dünyamızı bekleyen büyük stres kaynakları.
Bu kadar tehdidin içinde geleceğin çalışanlarının psikolojik yükü sürekli olarak artacak.
İşte burada da duygusal olarak direnç gösterebilme gücü kariyer kadar yaşam kalitesini de belirleyecek.

Peki nasıl daha duygusal dayanıklı oluruz, bunun için ne yapmalıyız?

Duygusal dayanıklılık doğuştan gelen bir özellik olmadığı için öğrenilebileceğimiz ve edinebileceğimiz bir beceri.
Öncelikle kendimizi ve duygularımızı bastırmak yerine açık ve net bir şekilde tanımamız gerekiyor.
Zihinsel olarak esnek olmak ve böyle düşünmek birçok şeyi kolaylaştırır.
Her şeyin istediğimiz ve planladığımız gibi gitmeyeceğini kabul etmeliyiz.
Bazen aynı yoldan gitmeyi zorlamak yerine farklı bir yolu denemek de gerekebilir.

Hatalardan öğrenmeli, ders çıkarmalı ve gelişmeliyiz.
Her başarısızlık aslında duygusal dayanıklılığı daha da güçlendirir.
Spor yaptıkça kaslarımızın zorlandıkça güçlenmesi gibi, yaşadığımız zorluklar da insanı büyütür.

Önemli bir detay ise kendimize karşı şefkatli olmamızda.
Kendimize kızdıkça ve yetersiz hissetmeye başladıkça dayanıklılığımız eksilir.
Yine güvenebildikleri bağları olan sosyal insanlar, yalnız insanlara göre çok daha dayanıklı olabilirler. 

Bu alanda profesyoneller tarafından verilen eğitimleri almakta da yarar var.
Udemy ve Coursera gibi platformlarda bile ulaşabileceğiniz “Emotional Intelligence & Resilience” konulu eğitimler var.

Bu kritik beceriyi çocuklarımıza erken yaşlarda hem de ücretsiz olarak kazandırabiliriz.
Çocuklar dayanıklı olmayı görerek ve yaşayarak öğrenir.
Onlara hareket alanı bırakarak hata yapmalarına fırsat tanımalıyız.
Hataları karşısında asla aşırı tepki göstermemeliyiz.
Onları sürekli korumak çoğu zaman faydadan çok zarar veriyor.
Bu yüzden küçük risklerle tanışmaları da gerekiyor.

Duygularını bastırmak yerine ifade özgürlüğüne sahip olmaları onları ileri taşıyacak.
Başarısızlığı tadan ve bununla baş etmeyi öğrenebilen çocuk, sürekli başarılı olan ve başarı ortamı sunulan çocuktan daha fazla dayanıklı olur.

Peki dayanıklı olmaları için illa kötü şeyler yaşamaları ve başarısızlığa uğramaları mı gerekiyor?

Aynı aşı gibi, küçük küçük stresler de bağışıklık kazandırır.
Yani küçük hayal kırıklıkları, zorluklar, sorumluluklar, bunların tamamı gelişim fırsatı olur.
Asıl önemli olan, bu süreçte çocuğun desteklenmesi ve anlaşılmasıdır.

Bizi asıl güçlendiren yaşadıklarımız değil ama, yaşadıklarımızı nasıl anlamlandırdığımızdır.
Bu yüzden "acı çekilmezse güçlenilmez" inancı eksiktir.
Gerçek güç, acıya rağmen iyi kalabilmektedir.

Evet, dünya döndükçe her şey değişmeye de devam edecek.
Ama her zaman değişmeyen şeyler de olacak.
Duygusal olarak güçlü insanlar, her devrin en değerli çalışanları olacaklar.
Geleceğin meslekleri teknik bilgiyle birlikte insan kalabilme gücüyle sürdürülecek.

Esnek Düşünce ile Kırılmadan Değişim 

Eskiden öğrencilik yıllarımızda müfettiş geleceği zaman bütün okul telaşa düşerdi.
Çok bilenleri, her soruya anında doğru cevap verebilenleri öğretmenler ön sıralara oturturdu.
Müfettiş de zaten ön sıradan iki kişiye ikişer soru sorar sonra da çıkar giderdi.
Bilmek ve bilgili olmak bilgiye erişimin zor olduğu yıllarda çok değerliydi çünkü.
Bir konuyu derinlemesine bilenler artık o konunun uzmanı olur, başarı da o konuyu ne kadar derin bildiğiyle ölçülürdü.

Günümüzde bilgi her gün katlanarak çoğalıyor ve dünün doğrusu bir anda bugünün engeli haline gelebiliyor.
Artık mesele ne kadar bildiğimiz değil, değişime ve değişenlere ne kadar hızlı uyum sağlayabildiğimiz.
Bu nedenle eskinin çok bilenleri de eskisi kadar başarılı ve popüler değiller.
Bugünün ve geleceğin değerlileri, başarılıları ve kazananları "zihinsel esneklik" becerisine sahip olanlar olacak.
Düşünce biçimini, bakış açısını, tutum ve davranışını değişen yeni durumlara uyarlayabilmek hayati derecede önemli olacak.

Değişim, bugünün iş dünyasında bile baş döndürücü bir hızda.
Ama gelecekte değişimler sürekli ve kalıcı hale gelecek.
Meslekler dönüşecek, bazıları kaybolacak, yerlerine yenileri doğacak.
Böyle bir dünyada sabit düşünce kalıplarına sıkışmış bireylerin varlık göstermesi çok zor olacak.
Bu dönüşüm ortamında “benim işim bu” diyenler dışarda kalacak, “ben öğrenirim” diyenler ise ayakta kalıp yoluna devam edecek.

Zihinsel esneklik için 21. yüzyıl becerilerinden birkaçına bir arada sahip olmak gerekiyor:
Değişime direnmek yerine hızla uyum sağlayabilme, yenilikçi düşünerek sabit kalıpların dışına çıkabilme ve bir sorun karşısında tek bir çözümde ısrar etmek yerine yeni arayışlar peşinde olma.
 

Bu becerileri edinmek ve zihinsel olarak daha esnek olabilmek için de konunun uzmanlarına kulak vereceğiz:

Dar alanda hareket etmek, geniş alanda rahatça dolanmaya göre zordur.
Bu yüzden zihinsel esneklik için öncelikle zihnimizin sınırlarını genişletmeliyiz.
Yeni şeyler öğrenmek beyni sürekli aktif tutar.
Okuma alanını genişletmek, mümkünse azar azar psikoloji ve felsefeye de göz atmak büyük katkı sağlar.
Zeki insanlar doğru cevabı verirler, esnek insanlar ise yeni soru sorarlar.

İnsan beyni tanımadığı şeylerle karşılaştığında yeni bağlantılar kurar.
Bu yüzden çok gezen ve farklı ortamlarda farklı insanlarla temas kuranlar, sadece okuyanlara göre daha bilge olurlar.
Esnekliğin en büyük düşmanı ise "eski köye yeni adet getirmek"ten kaçınmaktır.
"Bunu neden böyle yapıyoruz?" ya da "bunun yerine bunu yapsak ne olur?" diye soranlar hep esnek düşünenler arasından çıkar.
Yine mükemmeliyetçilikten uzak durarak ve hatalardan çekinmeyerek de zihinsel esnekliği güçlendirebiliriz.

Her seferinde yeni bir duruma adapte olabilmek, beynin öğrenmeye açık modda kalmasını sağlar.
Zaman geçtikçe de bu artık bir refleks hâline dönüşür.
Bu sayede zihinsel esnek olma becerisi sürdürülebilir bir alışkanlık haline gelir.

Zihinsel esnek olmak, bu çağda artık bir beceriden çok bir tür hayatta kalma sanatı haline geldi.
Bu sanat bireyleri sadece başarılı yapmıyor, aynı zamanda öğretmenlerin eskiden ön sıralara oturttuğu bilge öğrenciler konumuna getiriyor.
Geleceğin iş dünyasında ise kazananlar geçmişteki gibi en çok bilenler değil,
en hızlı öğrenenler, en çabuk ve kolay uyum sağlayanlar ve farklı düşünebilenler olacak.
Değişen dünyada dünyayı değiştirecek olanlar işte o insanlar olacak.

Yorumlar

Popüler Yayınlar

Hayat Denemeye Değer mi?

Yapay Zeka Bilinç mi Kazanacak, Vicdan mı?

Mutluluk Yasası

Mesleği Değil, Kendimizi Seçmek

"Keşke"siz Bir Hayat Mümkün mü?