Kayıtlar

Öne Çıkan Yayınlar

Zaman Kalmamış Gibi Yaşamak

Resim
Dünya üzerinde yazılmış en büyük hayatta kalma hikayelerini ararken ufuk açıcı bir şey buldum. Bu hikaye ne bir savaş meydanında ne de bir zaferin gölgesinde yaşanıyor. Her bahar milyonlarca kez sessiz sedasız ve tamamen karanlık bir kozanın içinde tekrarlanıyor: Bir tırtılın kelebeğe dönüşme hikayesi. Ama bu dönüşüm, bize okul kitaplarında öğretilen "Uykuya daldı ve uyandı." gibi değil, çok daha direniş dolu ve kelimenin tam anlamıyla sarsıcı bir başkalaşım. Doğa, bize değişimin sancısız olamayacağını en hücresel seviyede ve en güzel şekilde kanıtlıyor. Bir tırtıl daha yumurtasından ilk çıktığında tek bir misyonla dünyaya gelir. Yeşil bir yaprağın üzerinde, doymak bilmez bir iştahla sadece yer, büyür, tüketir ve sınırlarını genişletir. Ama obur gövdesinin derinliklerindeki küçük hücre kümelerinden haberi yoktur. Biyolojide bunlara imajinal hücreler (ya da imajinal diskler) denir. Bu hücreler tırtılın mevcut bedenine ait değildir. İmajinal hücreler tırtılın geleceğinin tasa...

Mutluluğun Kimyası

Resim
Mutluluk, biyolojik olarak beynimizin bize "Doğru yoldasın, bunu yapmaya devam et!" deme şeklidir. Evrimsel bir ödül mekanizmasıdır. Hayatta kalmamızı ve soyumuzu devam ettirmemizi sağlayan eylemleri (yemek yemek, bağ kurmak, güvende olmak) pekiştirmek için evrilmiştir. Olayı kimyasal olarak ele alırsak mutluluk tek bir duygudan ziyade çok büyük bir nörotransmitter orkestrasıdır. Bir amaca ulaştığımızda veya yeni bir şey keşfettiğimizde salgılanan dopamin, saygı gördüğümüzde, doğada olduğumuzda veya kendimizi değerli hissettiğimizde yükselen serotonin, sevgiyi hissettiğimizde, derin bağlar kurduğumuzda ve empati yaptığımızda devreye giren oksitosin ve son olarak canımız acıdığı zamanlar acıyı maskelemek için salgılanan endorfin hormonları belirleyicidir. Beklentilerimiz ile gerçekliğin örtüştüğü, hatta gerçekliğin beklentiyi aştığı anlarda, anlam bulduğumuzda, bir amaca hizmet eden derin bir tatmin hissettiğimizde, zaman algısını yitirecek kadar bir işe, yazıya, sanata veya...

İnsan İkliminde Kalbin İncelik Haresi

Resim
Uzağı aydınlatmak için yanmayı göze alamayan bir ışıktan güneş olur mu? İnsan, yeryüzünün en hoyrat ikliminde, kendi varlığının ağırlığı altında ezilirken hep bir sığınak arar. Çoğu zaman fark etmez bile, dünyanın karşısında kuşandığı kaskatı zırhların kalbini nasıl parça parça ettiğini ve nasıl unufak olduğunu. Savaşır, yorulur ve kaçmak ister her şeyden. Çünkü ne kadar büyük cümleler kurarsa kursun, aslında sadece sevginin yanında her şeyden sıyrılıp ruhun en saklı köşelerinde arınmak ve demlenerek tekrar doğmak ister. Bu kuraklığın tam ortasında öyle bir an gelir ki, bir ses, bir bakış, fersah fersah uzaktan bile insanın içini ısıtan ebedi bir güneşe dönüşür. O güneş, alelade bir günü aydınlatmakla kalmaz, insanın o güne kadar umutsuzca tükettiği ne varsa tek bir saniyede temize çeker. Hangi kanun, hangi mantık, hangi felsefe açıklayabilir bir sesin, benliğin bütün kalelerini anında yerle bir edişini? Neden bu ses duyulduğunda zihnin bütün labirentleri bir anda dümdüz olur ...

Büyük Resmi Görme Sanatı

Resim
Köyün birinde, bilge bir köylünün eşeği evden kaçmış. Komşuları hemen acıyarak yanına gelmişler. "Yahu Ahmet Efendi, çok büyük talihsizlik! Bir tane binek hayvanın vardı, o da gitti mahvoldun sen." demişler. Ahmet Efendi sakin bir şekilde çayından bir yudum almış ve cevap vermiş. "Talih mi, talihsizlik mi? Henüz bilmiyoruz, sadece eşeğin kaçtığını biliyoruz." Birkaç gün sonra eşek, yanında bir sürü yaban atıyla birlikte geri dönmüş. Komşular bu sefer sevinçle koşmuşlar yanına. "Ahmet Efendi, meğer şanslı adammışsın! Bir eşek gitti, bir sürü at geldi, zengin oldun valla!" demişler. Ahmet Efendi yine hiç istifini bozmamış. "Şans mı, yoksa şanssızlık mı? Sadece atların geldiğini biliyoruz." demiş. Ertesi hafta, Ahmet Efendi'nin tek oğlu bu yaban atlarından birini eğitmeye çalışırken düşmüş ve bacağını iki yerden kırmış. Komşular başına üşüşüp yine dövünmeye başlamış. "Vah vah, ne büyük felaket! Evin tek iş yapacak genci sakat kaldı....

Acıyı Sevmek Olur mu?

Resim
Acıyı hissetmekten öyle korkuyoruz ki, kalbimizin etrafına hiçbir şey geçirmeyen kapkalın duvarlar örüyoruz. Risksiz ve hiç hırpalanmayacağımız hayatların peşinde koşuyoruz, adına da yaşamak diyoruz. Ama bunu yaparken çok büyük bir mucizeyi ıskalıyoruz. Kaçırdığımız şey ise, hayatın ta kendisi. Acıyı dışarıdan gelen bir düşman, mutluluğu ise hep kapıyı çalsın diye beklediğimiz bir dost gibi sanmak en büyük yanlış yorumlarımızdan biridir. Ama gerçekte ikisi de aynı hamurdan yapılmıştır. Birine kapıyı ardına kadar açtığın zaman, diğerini de sessizce içeri davet etmiş olursun. Bir düşünün, hayatınızda hiçbir iz bırakmamış, varlığıyla sizi hiç mi hiç heyecanlandırmamış, içini titretmemiş bir şeyin yokluğu canınızı yakabilir mi? Bir eşyayı, bir işi, bir şehri ya da bir insanı kaybettiğinizde içinizin amansız bir sızıyla kavrulmasının tek bir sebebi vardır. O da bir zamanlar onun varlığının içinizi ısıtmış olması. Yani aslında bizi en çok acıtan şey, kaybettiğimiz şeyin kendisinden ziyade, o...

Yapay Zekanın Gizli Kara Listesinde Olabilir misiniz?

Resim
Bugün bankaya kredi başvurusu için gittiniz ama alamadınız. Ya da çok istediğiniz tam size göre olan iş ilanına başvurdunuz ama daha ilk dakikada otomatik ret mesajını yediniz. Veya bir e-ticaret sitesinin müşteri hizmetlerini aradınız ama saatlerce beklediğiniz halde bir türlü bağlanamadınız. Bütün bunların sebeplerini bildiğinizi sanıyorsunuz. "Kredin notum düşükmüş." , "Kriterlerim uymamış demek ki." ya da "Sistemde yoğunluk var." gibi öyle değil mi? Çok ama çok büyük ihtimalle yanılıyorsunuz. Muhtemelen bir yerlerde, Silikon Vadisi’nin klimalı sunucu odalarında ya da adını bile duymadığınız bir veri şirketinin bulut sisteminde çalışan bir algoritma, hakkınızdaki milyonlarca veri kırıntısını saniyeler içinde taradı. Gece yarısı izlediğiniz bir video, üç ay önce attığınız sinirli tweet, harita uygulamasındaki konum geçmişiniz veya ekranı kaydırırken nerede kaç milisaniye duraksadığınız analiz edildi. Hemen sonra yanınıza görünmez, silinmez bir damga vu...

Bir İnsan Neden Yanlış Meslek Seçer?

Resim
Hayatımızın en kritik kararlarından birini seçtiğimiz ana gidelim. Genellikle 17 ya da 18 yaşlarındasınız, liseyi bitirmişsiniz, bir sınava girmişsiniz ve elinizde bir puan var. Hayatınızın geri kalanını nasıl geçireceğinize dair bu önemli kararı, sokaktan geçen ve sizi hiç tanımayan rastgele bir yabancıya emanet eder miydiniz? Muhtemelen "Hayır." diyeceksiniz. Ama nörobilime göre gerçek şu ki, 18 yaşındaki haliniz bugünkü haliniz için tam olarak sokaktan geçen o yabancı. Peki, nasıl oluyor da bu yabancı bizim adımıza kararlar verebiliyor ve biz neden verilen bu kararların çoğunda yanılıyoruz? İnsan beyni mükemmel bir donanımdır ancak teslimatı parça parça ve biraz da geç yapılır. Beynimiz aşağıdan yukarı doğru gelişir. Önce ilkel dürtüler ve duygular olgunlaşır, en son mantık katı tamamlanır. Beynimizin CEO'su sayılan mantıklı düşünme, risk analizi ve uzun vadeli planlamadan sorumlu bölge olan "prefrontal korteks"  25 yaşa doğru ancak tamamlanır. 18 yaşındaki ...