Anne-Babanın Küçülmesi
İnsan sanır ki hayat hep aynı hızda akıp gidecek. Anne babalar hep sığınılacak dağlar olarak kalacak, biz de hep onların gölgesinde serinleyen çocuklar olacağız. Sanki hiç yenilmeyecek, hiç sırtın yere gelmeyecek gibidir. Çocukken babanın elini tuttuğunda hissettiğin koruma kalkanı, annenin kokusunu çektiğinde içine dolan sınırsız emniyet hissi hiç bitmeyecekmiş gelir. Şehirler büyür, mevsimler döner, artık koca koca insanlar oluruz ama hala evde bir yerlerde bize hiçbir şeyin zarar veremeyeceği korunaklı bir liman hep öylece duracak zannederiz. Sonra bir gün, hiç beklemediğin sıradan bir günün akşamında bir detaya gözün takılır. Güzel bir pazar sofrası kurulmuş ve mutfaktan salona giden birkaç metrelik koridorda annenin mekik dokuyuşunu izlersin. Sonra mutfaktan bir ses gelir. Gidip bakarsın bu defa. Yıllarca koca tencereleri tek elle kaldıran, seni ve bütün evi sırtında taşıyan kadın, artık küçük bir tepsiyi bile zor kaldırıyor ve elleri titriyordur. Bacaklarında da eski gücü yoktur ...