Kayıtlar

Aralık, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Dijital Çağda Asım'ın Nesli Olmak

Resim
"...Asım'ın Nesli diyordum ya, nesilmiş gerçek..."                                              Mehmet Akif Ersoy Her seminerimde gençlerin gözlerinin içine bakarak sorarım: "Ben buralarda durmam, yurtdışına gitmek, orada çalışmak ve yaşamak istiyorum diyen kimler var?" Sonra da istisnasız tüm salonlarda hemen hemen aynı tabloyu görürüm. Neredeyse tüm eller aynı anda havaya kalkar. İçimde bir sızı oluşur her defasında, hiç abartmıyorum. Sanıyorlar ki kurtuluş sadece gitmekte. Sanıyorlar ki başarı, başka bir gökyüzünün altında parlamak. Akif, Safahat'ında Asım’ı anlatırken bize bir üstün insan tarifi yapmadı. Bazılarının sandığı gibi onu sadece geçmişe, tarihe, geleneğe veya dine bağlı olarak da betimlemedi. Tek derdi, bir insanın hem çok zeki olup hem de "insan" olarak kalabilmesiydi. Onun vizyonunda Asım, çift kanatlı bir genç demekti. Bir kanadında "Ma...

Veda Bile Etmeden Gidenlerin Ardından

Resim
İşyerimizin 3 blok yan tarafında bir dönerci dükkanı var(dı). Sabahları usta, dönerleri hazır ederken camın önünde bekleyen kediyi de ihmal etmezdi. Sevimli kedi o kaldırımda karnını düzenli olarak doyurur, orayı evi olarak bilir, orada kendini rahat ve güvende hissederdi. Ta ki kentsel dönüşüm nedeniyle bina boşaltılana ve dükkan başka yere taşınana kadar böyle devam etti. İstanbul’un o meşhur gri sabahlarından biri daha. Hava nemli, rüzgar insanın içine işliyor. Ama o üşümüyor. Ya da üşüdüğünü hissetmeyecek kadar yoğun bir bekleyiş ısıtıyor içini. Hafızası ona diyor ki: "Bekle. Burası güvenli. Burası bereketli. O kapı açılacak, o bıçak sesleri duyulacak ve önüne sıcak bir parça et düşecek." Pati uçlarını gövdesinin altına, o küçücük sıcaklığı korumak için saklamış. Gözleri kapıda. Hani şu her sabah açılan, açılınca dışarıya güvenin, tokluğun ve şefkatin kokusunu yayan o kapıda. Kulakları tetikte. İçeriden gelecek o tanıdık tıkırtıyı arıyor. Bıçağın tahtaya vuruşunu, döner o...

Çocuklarla Aradaki Dijital Uçurumu Kapatmak

Resim
Bir veli seminerinin sonunda soru-cevap kısmında bir baba söz istedi. Yüzünde daha önce birçok ebeveynde gördüğüm yine o çaresiz ifade vardı: "Hocam, tableti yasaklamayın diyorsunuz ama ben oğlumla iletişim kuramıyorum. Sürekli o saçma sapan videolardan izliyor ya da oyun oynuyor. Ona hayatın gerçeklerini anlatmaya çalışıyorum yine de beni dinlemiyor." Ona şöyle dedim: "Peki siz hiç onun dünyasına misafir olmayı denediniz mi? Ona hayatı anlatmak yerine, bir kez olsun "Bana şu oynadığın oyunu öğretsene, nasıl yapıyorsun?" diye sordunuz mu?" Babanın yüzünde anında şaşkın bir ifade belirdi. Çünkü bir babanın oğluna "Bana öğret" demesi, otoritesini sarsmak gibi geliyordu ona. Ama ben baba olduğum günden itibaren hep bunun tersine inandım. Hadi şimdi de bunu açık açık konuşalım. Hiç kendinizi çocuğunuzun karşısında çaresiz bir öğrenci gibi hissettiğiniz oldu mu? Benim çok defa oldu. İkizlerimin ellerindeki tabletleri bir piyanistin tuşlara dokunuşu gi...

Nedir Bu Çok Yönlü Olmak? (Multipotentiality)

Resim
Bir gün seminer bittikten sonra genç bir kız öğrenci yanıma geldi: "Hocam ben drone tasarımları çizmeyi seviyorum. Aynı zamanda da yemek videoları çekiyorum. Ama psikolojiye de çok ilgim var, araştırıyor ve okuyorum. Ailem bana maymun iştahlısın diyor, haklılar mı sizce?" Sorusunu bitirdiğinde bir süre duraksadım ve düşündüm. Karşımdaki genç, aslında hep anlatmaya çalıştığım gibi tam da geleceğin çalışan profilini tarif ediyordu. Merakı bitmeyen, yeni alanlara dalmaktan korkmayan ve farklı ilgi alanlarını harmanlayabilen bir genç. Ama nedense bu özelliğini sanki bir “kusur” gibi anlatıyor ve öyleymiş gibi hissediyordu. Çünkü hem toplum hem de ailesi ona tek bir yol çiziyor: “Bir şey seç ve oradan devam et." “Büyüyünce ne olacaksın?” sorusu, çocukluğumuzun en masum görünen ama aslında en sinsi tuzaklarından biridir. Çünkü sorunun yapısı bile bizden "Doktor, Mühendis, Öğretmen, Pilot" gibi tekil bir cevap bekler. Ama ya cevap tek bir kelimeye sığmıyorsa ne olacak...