İnsan İkliminde Kalbin İncelik Haresi

Rikkat

Uzağı aydınlatmak için yanmayı göze alamayan bir ışıktan güneş olur mu?

İnsan, yeryüzünün en hoyrat ikliminde, kendi varlığının ağırlığı altında ezilirken hep bir sığınak arar.
Çoğu zaman fark etmez bile, dünyanın karşısında kuşandığı kaskatı zırhların kalbini nasıl parça parça ettiğini ve nasıl unufak olduğunu.
Savaşır, yorulur ve kaçmak ister her şeyden.
Çünkü ne kadar büyük cümleler kurarsa kursun, aslında sadece sevginin yanında her şeyden sıyrılıp ruhun en saklı köşelerinde arınmak ve demlenerek tekrar doğmak ister.

Bu kuraklığın tam ortasında öyle bir an gelir ki, bir ses, bir bakış, fersah fersah uzaktan bile insanın içini ısıtan ebedi bir güneşe dönüşür.
O güneş, alelade bir günü aydınlatmakla kalmaz, insanın o güne kadar umutsuzca tükettiği ne varsa tek bir saniyede temize çeker.

Hangi kanun, hangi mantık, hangi felsefe açıklayabilir bir sesin, benliğin bütün kalelerini anında yerle bir edişini?
Neden bu ses duyulduğunda zihnin bütün labirentleri bir anda dümdüz olur ve insan kendi adını bile unutacak kadar kaybolur o tonda?
Neden bir sevginin gölgesine sığınan ruh, bütün sorumluluklarını bir kenara atıp bir çocuk mahcubiyetiyle şımarmak için can atar, o kalbin kollarında erimek ister?

Çünkü karşısında, dünyanın tüm çiğliğini tek bir dokunuşla alt eden, rikkatli bir kalp vardır.
Karşısında, başkasının frekansıyla titreyen, onun ruhundaki en ince sızıyı duyup onunla hemhal olabilen biri vardır.
Karşısında, temas ettiği her şeyi aslına döndüren ilahi bir simya, kırılmaktan korkan bir dalın hışırtısını duyup zarar gelmesin diye rüzgâra yalvaran bir koruyucu vardır.
Zihnin kibirli kaleleri, işte rikkatin o iddialı ama bir o kadar da sessiz haresi karşısında çaresizce diz çöker.
Çünkü insan, ancak böylesi bir inceliğin ikliminde şımarmaya layık bulur kendini.

Rikkat sahibi bir kalp, mesafelerin hükmünü tek bir saniyede hükümsüz kılan güneş gibidir.
Işığı öyle bir mücevherdir ki, en uzaktaki üşüyen bir gönle dokunur, onu hırpalamadan, incitmeden, sarmalayarak ısıtır.
Kalbin çeperinde dolanıp etrafında durmak yerine, doğrudan mihverine kapılmak, bu mertebeye talip olmak, bu ince sızının eşiğine yüz sürmeyi istemek bile başlı başına bir gönül asaletidir.
Rikkat, insanın bu dünyaya bırakabileceği yegane ve en mukaddes izdir.
Kalbinde bu cevheri taşıyanlar, çürüyen çağın ortasında yeryüzünün gürültüsünü dindiren gizli mabetlerdir.

Sevmek, kâinatın en büyük arınma ayinidir.
Sevmek, kendi varlığından vazgeçip bir başkasının varlığında bir nehrin çağlayanı gibi akarak yeniden doğma cesaretidir.
O yüzden uçuşur kelebekler; çünkü ruh, beden kafesinden kurtulup ait olduğu gökyüzüne uçtuğunu hisseder.

Bu mukaddes duygu, kalbe saplanan kirpikten bir ok gibidir.
Ama etrafı hırpalayan bir silah gibi değildir, nurdan dövülmüş bir şifa dokunuşudur.
Girdiği an canı yakmaz; aksine, içeri süzüldüğü andan itibaren oradaki tüm kiri, pası, acıyı, kibri ve siyahı ufkuna katarak bünyeden söküp çıkarır.
Geride sadece saf, titreyen ve parıldayan bir cevher bırakır.
O an, zaman bükülür, ilmek ilmek hayran bıraktırır.

O aynaya bakan dünyayı değil, dünyadan geriye kalan muazzam güzelliği seyreder.
Ne mesafelerin hükmü kalır, ne de ayrılığın gölgesi.
Düşünebilen ve anlayabilenler için bütün her şeyin özetidir bu.

Milyarlarca galaksinin, dönen yıldızların ve uçsuz bucaksız bir soğukluğun ortasında; bir insanın kalbinin, çok uzaklardaki bir başka insan için bir güneş gibi infilak etmesi, orayı sıcacık bir vahaya çevirmesi bir mucize değil de nedir?
Bu seviyeye erişmeyi dilemek, hatta o kapının eşiğinde bir derviş gibi beklemeyi istemek bile ruhun kendi cennetini yeryüzünde aramasıdır.

Şimdi varsın yollar uzasın gitsin, varsın arada fırtınalar kopsun, varsın mesafeler kendi hükmünü sürsün, ne fark eder?
O’nun rikkat dolu incelik haresi gölgesinde sarmalanmış koca bir ömür, bu dünyada yürürken ettiğin en mukaddes ve en asil yeminin, en güzel teslimiyetin olsun.
Ve um ki, O’nun çıradan kora sevgisiyle tutulan eller, seni son nefesine kadar asla bırakmasın…

------

Gözlerde asil zarafet taşıyan
Sessizce dokunur ömrün kıyısına.
Kalbini zulme inat merhamet kaplayan
Merhem olur karanlık zamanın sızısına..

Ruhlarda filizlenen rikkat
Bizi dertli dünyaya bağlayan.
Her gün yeniden incitse de hakikat,
Örter üstünü gözü yaşlıya ağlayan…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yaş Geçtikten Sonra Meslek Nasıl Edinilir?

Hayat Denemeye Değer mi?

Eğitimde Fırsat Eşitliği Çözüm mü?