Kanatların Altındaki Akıl

güvercinler

Öğlenin kavurucu sıcağında hava almak için dışarı çıktım.
Kentin ana meydanına gittim ve limonlu gazozumu alıp gölge bir yere oturdum. (Evet, en sevdiğim içeceğin gazoz olduğu doğrudur)
Çoğu meydanda olduğu gibi kuş yemi atan küçük çocuklara ve yemlere üşüşen kuşlara denk geldim.
Bir köşede kanatlarını tamamen açmış ve yere serilmiş güvercinler dikkatimi çekti.
Yıllardır meydanlarda kuşları seyrederim ama daha önce hiç böyle bir manzara görmemiştim.
Kısa ama derinleşen bir araştırmadan sonra nedeninin "sunbathing" yani güneşlenme davranışı olduğunu öğrendim.

Kuşlar bu hareketleriyle tüylerinin arasında karanlık ve nemli ortamda yaşamaya çalışan parazitlerden kurtuluyorlarmış.
Kanatlarını tamamen açıp güneş ışığına maruz bırakarak bit ve parazitleri rahatsız ediyorlar.
Rahatsız olup yukarı çıkan bitleri gagalarıyla kolayca temizliyorlar.
Parazitler de yüksek ısıdan zaten etkisiz hale geliyor.

Güneşlenmenin bir diğer önemli sebebi de bildiğimiz D vitamini sentezi.
Güneş ışınları nedeniyle kuşların kuyruk üstü bezlerinde bulunan yağlı salgı D vitamini üretiyor.
Kuşların gagalarını vücutlarının her tarafında sürdüğünü bilirsiniz.
İşte bunun hikmeti, kuyruklarında üretilen D vitaminli yağı vücutlarına yaymak ve D vitamini ihtiyaçlarını karşılamak.

Nasıl insanlar cilt bakımı yapıyor, güneş kremi sürmeden dışarı çıkamıyoruz,
aynı bu şekilde kuşlar da tüy bakımlarını asla ihmal etmiyorlar.
Bundan başka bakım davranışları da var araştırmak, görmek ve bilmek isteyene.
Mesela tozdan arınmak için su banyoları var, nemden kurtulmak için toprak banyoları var, aerodinamik yapıyı korumak ve tüyleri rüzgara karşı dayanıklı hale getirmek için lif kilitleme var, var da var.
Ama bence en çılgın olanı ise karınca banyosu!
Karıncaların salgıladığı karınca asidi yani formik asit aynı pestisit gibi bir böcek ilacı görevi görüyor.
Tüylerinde mantar oluşumunu engellemek için karıncaları tüylerine sürüyorlar.

Şimdi gelelim asıl bahsetmek istediğim konuya.
Küçücük el kadar bir kuş, nasıl olur da bu kadar teknik bilgiyi bilebilir?
Kim ne zaman hangi ara öğretiyor?
Biz kuşları hakaret etmek için kullanmaz mıydık?
Argoda "kuş beyinli", "kuş kafalı" gibi hakaretler edilmez miydi?
Beğenmediğimiz ve küçük gördüğümüz o kuşun beyni 8 milyar insanın ortalama zekasından az mıdır fazla mı?
Kim buna gözü kapalı serveti üzerine iddiaya girebilir?

Bir kuşun pusulası olmadan binlerce kilometre uçup tam başladığı noktaya dönmesi,
bir arının kusursuz geometrik yapılar inşa etmesi ya da
bir karıncanın kimyasal dille kocaman bir koloniyi yönetmesi karşısında büyülenmemek mümkün değil!

Doğadaki her canlı kendi yaşam mücadelesinde uzmanlaşmış.
Bir güvercinin navigasyon becerisi ya da bir karganın problem çözme yeteneği hayatta kalmaları için kusursuzlaşmış.
Biz onların başardığı şeyleri gelişmiş teknoloji kullanmadan yapamıyoruz bile.

Hayvanlar ekosistemi tüketmiyor, kendi kendilerine yettiği bir dengede yaşayıp gidiyorlar.
Bizim kendi yaşam alanlarımıza verdiğimiz zarara bakınca, "Acaba gerçek zeka doğayla uyum içinde yaşamak mı?" sorusu çok haklı bir şekilde aklıma geliyor.

Neyse, çuvaldızı kendimize bir güzel batırdıktan sonra biraz daha bilimle devam edip mevzuyu sonlandıralım.
Evet, bir kuşun beyni gramaj olarak bizimkinden oldukça küçük.
Ama beyni işlevsel halde tutan nöronların sıkıştırılma oranı karşılaştırılmayacak derecede bizimkinden yüksek.
Yani aynı bir nanoteknoloji gibi, küçük ve az yer kaplamasına rağmen müthiş bir işlemci gücüne sahip.

Kuşların, özellikle de kargaların çok gelişmiş bir problem çözme yeteneğine sahip oldukları biliniyor.
Trafik ışıklarını kullanıp kırmızı ışıkta cevizleri arabaların önüne atarlar, yeşil ışıkta arabalar ezdikten sonra bir sonraki kırmızıda gidip afiyetle yerler.
Hatta geçmişte kendilerine kötü davranan bir insanın yüzünü yıllarca unutmazlar ve bunu sürüdeki diğer kuşlara da öğretirler.

Saksağanlar, aynada kendini tanıyabilen doğadaki çok nadir canlılardan biridir.
Peçeli baykuşlar ve bazı dağ kuşları, sonbaharda binlerce farklı noktaya sakladıkları tohumların yerini aylar sonra kışın tek bir hata yapmadan bulabiliyorlar.

Aslında birine "kuş beyinli" demek onu aşağılamak ve küçük görmek anlamına gelmiyor.
Dilimize yerleşmiş bu kalıp, doğayı ve gördüğümüz her şeyi ne kadar yüzeysel değerlendirdiğimizin komik bir kanıtı.
Ve de "insan beyinli" olmamızın...

Belki de asıl mesele budur.
Biz akıllı olmayı dünyayı hükmümüz altına almak sanırken, onlar küçücük bir beyinle dünyayla uyum içinde kalmayı başarabiliyorlar.
Meydanın gürültüsünde limonlu gazozumun son yudumunu alırken düşündüm:
Belki de üstünlük, ne kadar çok şey bildiğimizle ilgili değil, doğanın ahengine ne kadar az zarar verdiğimizle ilgilidir.

Bazen öğrenmek için bilgisayar başında ya da kütüphaneler yerine bir meydanda oturup kanatlarını güneşe açan bir kuşa bakmak da yetiyor.
Çünkü doğaya üstünlük taslamayı bıraktığımız gün, gerçekten öğrenmeye başlıyoruz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yaş Geçtikten Sonra Meslek Nasıl Edinilir?

Hayat Denemeye Değer mi?

Eğitimde Fırsat Eşitliği Çözüm mü?