Mutluluğun Kimyası
Mutluluk, biyolojik olarak beynimizin bize "Doğru yoldasın, bunu yapmaya devam et!" deme şeklidir.
Evrimsel bir ödül mekanizmasıdır.
Hayatta kalmamızı ve soyumuzu devam ettirmemizi sağlayan eylemleri (yemek yemek, bağ kurmak, güvende olmak) pekiştirmek için evrilmiştir.
Olayı kimyasal olarak ele alırsak mutluluk tek bir duygudan ziyade çok büyük bir nörotransmitter orkestrasıdır.
Bir amaca ulaştığımızda veya yeni bir şey keşfettiğimizde salgılanan dopamin, saygı gördüğümüzde, doğada olduğumuzda veya kendimizi değerli hissettiğimizde yükselen serotonin, sevgiyi hissettiğimizde, derin bağlar kurduğumuzda ve empati yaptığımızda devreye giren oksitosin ve son olarak canımız acıdığı zamanlar acıyı maskelemek için salgılanan endorfin hormonları belirleyicidir.
Beklentilerimiz ile gerçekliğin örtüştüğü, hatta gerçekliğin beklentiyi aştığı anlarda, anlam bulduğumuzda, bir amaca hizmet eden derin bir tatmin hissettiğimizde, zaman algısını yitirecek kadar bir işe, yazıya, sanata veya düşünceye gömüldüğümüzde ve kendimizden daha büyük bir bütünün parçası olduğumuzu hissettiğimiz anlarda mutluluğu yaşarız.
Peki ya mutlu olmak zorunda mıyız?
Belki de en büyük yanıldığımız konu burası.
Oluşturulan algı ile insanlar sürekli mutluluk peşinde koşmak ve onu hayatları boyunca kovalamak zorunda bırakılıyor.
Ancak doğanın umrunda olan şey bizim mutlu olmamız değil, hayatta kalmamızdır.
Bu yüzden beynimiz tehlikeleri ve olumsuzlukları hatırlamaya daha yatkındır.
Korku bizi tehlikeden korur, hüzün kayıplarımızı işlememizi sağlar.
Sürekli mutluluk bir tür bilişsel uyuşma hali oluşturur.
Çünkü acı ve huzursuzluk, büyümenin ve değişimin en güçlü yakıtıdır.
Ayrıca mutluluk hayatı sürdürmek için bir ön şart değildir ama bağışıklık sistemini güçlendirdiği, yaratıcılığı artırdığı ve sosyal bağları sağlamlaştırdığı için yaşam kalitesini yükselten harika bir takviyedir.
Görünüşte herkes mutluluğu ister ama derine indiğimizde insan zihni çok daha karmaşıktır.
Bazı insanlar, çok mutlu olduklarında arkasından kötü bir şey geleceğine dair köklü bir inanca sahip olur.
Bu yüzden mutluluğu sabote edebilirler.
Yine birçok insan da mutluluğu, rahatlığı ve hazzı yaşamak yerine anlamı ve çileyi seçer.
Bir ideal uğruna acı çeken bir aktivist, gecesini gündüzüne katan bir bilim insanı ya da evladı için fedakarlık yapan bir anne bunlara çok güzel birer örnektir.
Her an mutlu değillerdir ama hayat onlar için daha anlamlıdır.
İnsan, farkında olmadan da mutlu olabilir.
Hatta en saf mutluluk, mutlu olduğumuzu düşünmediğimiz anlarda saklıdır.
Mutluluk üzerine aşırı düşünmek, onu bir hedef haline getirmek paradoksal olarak mutluluğu kaçırır.
Bir arkadaşla içilen kahve, güzel bir müzik ya da sessiz bir yürüyüş sırasında arka planda serotonin ve oksitosin işini yapmaya devam eder.
Biz o an buna mutluluk etiketi yapıştırmasak bile beyin o kimyasallardan faydalanır.
Mutluluk zamanın, yaşın ve mekanın rengine boyanan, sürekli şekil değiştiren akışkan bir kavram.
Zihnin kimyası ile ömrün takvimi, coğrafyanın dokusuyla birleştiğinde mutluluğun tanımı da arama biçimi de baştan yazılıyor.
Yaşlandıkça bütün hücrelerimizle birlikte mutluluğu algılayan nöron ağlarımız ve beklentilerimiz de olgunlaşıyor.
Bu durumun Psikolojideki adı "Sosyo-Duygusal Seçicilik Kuramı"dır.
Gençken zaman önümüzde sonsuz gibi görünür.
Bu yüzden mutluluk keşfetmek, başarmak, statü kazanmak ve heyecan ile eşdeğerdir.
Beyin dopamin patlamalarının pekiştirdiği hazza dayalı mutluluğun peşindedir ve geleceğe odaklıdır.
"Şu okulu bitirirsem, şu işe girersem mutlu olacağım." duygusuna kapılmaya en yatkın olduğumuz dönemdir.
Orta yaşlarda hayat koşturmacası, sorumluluklar ve olunması gereken kişi ile olunan kişi arasındaki uçurum serotonin seviyelerini test eder.
Ancak tam da bu krizden sonra bir kırılma yaşanır.
Zamanın sınırlı olduğunu anlayan insan zihni, gelecekle uğraşmayı bırakıp şimdiki ana demir atar.
İleri yaşta mutluluk, yüksek heyecanlar yerine, huzur, dinginlik ve derin bağlar demektir.
Yaşlı bir insanın bir fincan çaydan veya sessiz bir sabahtan aldığı tatmin, bir gencin büyük bir başarıdan aldığı tatminden kimyasal olarak daha dengeli ve kalıcıdır.
Diğer yandan "Coğrafya kaderdir." sözü, mutluluğun kimyasal tetikleyicileri için de geçerlidir.
Kültürler, beynimize mutluluğu nerede araması gerektiğini fısıldar.
Batı kültürlerinde mutluluk bireysel bir başarı hikayesidir.
Kişi, kendi potansiyelini gerçekleştirdiği, öne çıktığı ve neşeli göründüğü sürece mutludur.
Burada mutluluk yüksek enerjili bir eylemdir.
Asya kültürlerinde ise mutluluk, bireyin tek başına parlaması yerine bir uyumdur.
Aileyle, doğayla ve toplumla dengede olmak mutluluktur.
Batı neşeyi ararken, Doğu huzuru ve kabullenişi arar.
Sadece kültürel değil, mekanların biyolojik etkisi de vardır.
İskandinavya’da güneş ışığının azlığı serotonin üretimini doğrudan etkiler; bu yüzden mekan tasarımı, sıcak dostluklar ve toplumsal güven sistemleri kimyasal açığı kapatmak için evrilmiştir.
Akdeniz'de ise güneş ve dış mekan yaşamı, farkında olmadan insanları daha dışa dönük bir dopamin ve serotonin döngüsüne sokar.
Her yaş ve her mekan mutluluğu aynı iştahla aramayız.
Gençlik mutluluğu avlamaya çalışır, peşinden koşar ve onu bir zafer olarak görür.
İleri yaş ve olgunluk ise mutluluğa ev sahipliği yapmayı öğrenir.
Onun zaten içeride bir yerde, gürültünün kesilmesini bekleyen bir misafir olduğunu bilir.
Gelişmemiş veya kaosun hakim olduğu coğrafyalarda insanlar mutluluğu değil, güvenliği ve hayatta kalmayı ararlar.
Güvenliğin olmadığı yerde beyin sürekli stres hormonu salgıladığı için, mutluluk arayışı lüks bir felsefi hobiye dönüşür.
Refah toplumlarında ise temel ihtiyaçlar karşılandığı için insanlar anlam krizine girer ve mutluluğu varoluşsal olarak ele alır.
Belki de en büyük özgürlük, mutlu olmak zorunda olmadığımızı fark ettiğimiz an başlıyordur.
Hüzne yer açtığımızda, kaygıyı bir uyarıcı olarak kabul ettiğimizde ve hayatı her şeyiyle kucakladığımızda, bu arayış son buluyordur.
Belki de gerçekten istediğimiz şey sürekli bir gülümseme hali değildir.
Acısıyla, tatlısıyla, anlamıyla bu hayatın hakkını vermiş olmanın getirdiği derin ve sessiz bir dinginliktir.
Henüz ben de bulamadım belki; ama biliyorum ki mutluluğu, insan ancak onu aramayı bıraktığında buluyordur...

Yorumlar
Yorum Gönder