Zihni Doldurmak mı, Dengelemek mi?

Bilişsel esneklik

Gençlik zamanımın kişisel gelişim kitaplarının büyük çoğunluğu, hayatı ve zihni tıka basa doldurmanın verimlilik ve başarı getirdiğini anlatıyordu.
Takvimler dolup taştıkça, ekranlar bildirimlerle sarsıldıkça ve yapılacaklar listeleri uzadıkça insan beyninin daha üretken çalıştığını zannederdik bu yüzden.
Hayatı da tamamlanması gereken bir yapılacaklar listesi gibi görüyorduk.
Ancak günümüzde nörobilim araştırmalarının genişlemesiyle gerçekte tam tersi bir durum olduğunu görüyoruz.
Mükemmellik ekleyerek değil, fazlalıkları eleyip doğru oranı yakalayarak elde ediliyor.

Günümüz insanının zihinsel olarak dinç kalmasını ve performansını belirleyen üç temel kavramı var:
Bilişsel Atrofi, Bilişsel Esneklik ve Altın Oran.

Aşırı bilgi yüklemesi, kronik stres ve durmadan maruz kaldığımız uyarıdan kaynaklı zihinsel gürültü, beynimizi yorar.
Ve bu durum da bilişsel atrofiye neden olur.
Yani en yalın haliyle nöron kaybı ve beyin dokusunun hacimsel olarak azalması demek.

Zihnimizi sürekli dolu tutma çabası, kortizol seviyelerini yükselterek özellikle öğrenme ve hafıza merkezimiz olan hipokampus üzerinde yıkıcı bir etki oluşturur.
Beyin, kapasitesinin üzerinde yüklendiğinde yenilenmeyi durdurur ve savunma durumuna geçer.
Yani hayatın her gününü her anını doldurmak, zihinsel donanımımızı yavaşça eritmekten başka bir işe yaramaz.

Bu donanım kaybına ve zihinsel sıkışmışlığa karşı elimizdeki en güçlü silah ise bilişsel esneklik.
Bilişsel esneklik, zihnin bir durum karşısında tek bir kalıba saplanıp kalmak yerine alternatif yollar üretebilme, değişen şartlara uyum sağlama ve bakış açısını değiştirebilme yeteneği.
Beynin nöroplastisite özelliği sayesinde, zihnimizi esnek tuttukça nöronlar arasında yeni bağlantılar kuruyoruz.
Bu esneklik, bilişsel atrofiye karşı adeta nörolojik bir kalkan görevi görüyor.

İşte tam burada zihnin esneyebilmesi için çok önemli bir şeye daha ihtiyacımız doğuyor: sadeleşmek.
Estetiğin ve doğanın temel kuralı altın orandır.
Doğanın altın oranı (1.618) hiçbir zaman bir aşırılık veya karmaşa barındırmaz.
Dünyada bu orana sahip her şeyde kusursuz bir sadelik, oran ve denge vardır.
Altın oranı görüp anlayabildikçe mükemmelliğin sürekli ekleyerek değil, çıkarılacak bir şey kalmadığında yakalandığını anlıyoruz.
Ancak sadeleştiğimizde gereksiz gürültü, kalabalık ve eylemlerden kurtulmak ile dinlenme, odaklanma ve zihinsel boşluk arasındaki altın oran yakalayabiliriz.
Fazlalıklardan kurtulabildiğimizde bilişsel yükümüz hafifliyor, atrofi yavaşlıyor ve beyin ihtiyaç duyduğu alanı bulup esnekliği artırıyor.
Sonucunda da hayatımız doğal ve estetik aynı zamanda da dengeli bir forma dönüşüyor.

Taşıdığınız beyninizi bir tuval gibi düşünün.
Her santimetresini boyayla doldurmak onu bir sanat eseri yapmıyor.
Aksine karmaşık ve bir anlam ifade etmeyen ve göz yoran renk karmaşasına dönüştürüyor.
Resmi güzel kılan, figürler kadar onları ön plana çıkartan etrafındaki boşluklar.
Bilişsel sağlığınızı korumak ve zihninizi esnetmek istiyorsak, hayatımdan hangi fazlalığı çıkarsam altın orana yaklaşabilirimin peşine düşmeliyiz.
Çünkü insanı asıl yoran şey, zihninde taşıdığı fazlalıklarıdır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yaş Geçtikten Sonra Meslek Nasıl Edinilir?

Hayat Denemeye Değer mi?

Eğitimde Fırsat Eşitliği Çözüm mü?