İnsan Potansiyeli Önemli midir?

Hızlı şarj

Çoğumuzun, sabahın ilk ışıklarında günlük rutinlerimizin en sıradan olaylarından biri haline gelmiştir telefonu şarja takmak.
İşe gitmeden ne olur ne olmaz diye bir 15-20 dk kadar şarjda kalsın isteriz.
 
Uzun zamandır telefonumun kendi orijinal şarj aletiyle ciddi bir sabır sınavı veriyordum.
Bataryanın tamamen dolması 2 saati biraz aşıyordu.
Bir süre sonra pratik bir çözüm bulup çocukların tablet şarj aletini kullanmaya başladım.
Bu alet bir tık daha hızlıydı, idare ediyordu.

Ama bir gün evdeki çekmecelerden birinde üzerinde "Hızlı Şarj" yazan farklı bir adaptör buldum ve hayatım değişti.
Prize takıp ekrana baktığımda gözlerime inanamadım.
Şarj yüzdesi adeta dijital sayaç gibi gözümün önünde akıp gitmeye başladı.

Bir an durup düşündüm yine.
Telefon aynı telefon, batarya aynı batarya, prizden akan elektrik bile aynı elektrik.
Peki, donanım ve kaynak tamamen aynıyken bu gözle bile görülebilir hız farkı nereden kaynaklanıyordu, fark neydi?


Teknik olarak, standart şarj aletleri sistemi riske atmamak adına zayıf ve güvenli bir akım verir.
Telefon ve şarj cihazı arasında derinlemesine bir diyalog kurulmaz.
Ama hızlı şarj teknolojilerinde mikroçipler vasıtasıyla iki cihaz arasında özel bir iletişim protokolü gerçekleşir.
Telefon, adaptöre "Benim mevcut sıcaklığım bu, alabileceğim maksimum voltaj ve akım da bu." der.
Adaptör de gücünü milisaniyeler içinde ona göre optimize edip gönderir.

Mesele sadece içeriye daha fazla elektrik basmak değil.
Mesele doğru ve optimize edilmiş bir iletişimle kapasitenin kilidini açmak.
İşte hızlı şarj aletleri de tam olarak bunun gerçekleşmesini sağlıyor.

Bana göre günümüz insanlarının en sık düştükleri tuzaklardan biri bu.
Zihnimiz aynı zihin, potansiyelimiz aynı potansiyel, önümüzdeki imkanlar da aynı imkanlar.
Ama yine de hayatın inanılmaz yavaş aktığını ve yerimizde saydığımızı hissedebiliyoruz.
Yıllarca yanlış yöntemlerle ve uyumsuz kanallarla didinip duruyoruz, sonunda da suçu kendimize yani kapasitemize atıyoruz.

Sorunun bizde olmadığı buz gibi ortada.
Potansiyelimizle kurduğumuz iletişim protokolünde sıkıntı var.
Aynı hızlı şarj aletinde olduğu gibi.
Doğru yöntemi, doğru rehberliği veya doğru odağı bulduğumuz an, yıllardır içimizde uyuyan güç bir anda açığa çıkıveriyor.


Hızlı adaptörü bulana kadar çocukların tablet şarjıyla idare ettiğim dönem de hayatımızdaki geçici çözümlere ne kadar da benziyor değil mi?
Hayatın bazı zamanlarında işleri idare eden, bizi krizden kurtaran ama potansiyelimizin yanına bile yaklaşamayan konforlu ara çözümlere sığınıyoruz.
Bu çözümler bizi idare ediyor etmesine ama ihtiyacımız olan ivmeyi de bir türlü kazandıramıyor.
Gerçek bir dönüşüm için idare edilmemize değil, yapımızla %100 uyum sağlayacak ana anahtarla buluşmamız gerek.


Bu arada dönüştürücünün rolünden bahsetmezsek de olmaz.
Prizden gelen elektrik alternatif akım (AC), ama telefonun bataryası sadece doğru akımla (DC) beslenebilir.
Hızlı şarj adaptörünün asıl mucizesi tam olarak burada başlıyor.
Dışarıdaki ham ve kontrolsüz gücü alıyor ve cihazın işleyebileceği, kabul edebileceği bir forma dönüştürüyor.

Dış dünyada, okullarda, eğitimlerde ve internette neredeyse sonsuz bir bilgi birikimi var.
Ancak bu ham gücü olduğu gibi kimse bünyesine alamıyor.
Zihnimize dışarıdaki bilgiyi kendi yapımıza uygun hale getirecek bir dönüştürücüye ihtiyacımız var.
Kendi dönüştürücüsünü (öğrenme metodunu, hayat felsefesini) geliştiremeyen insan, en büyük kaynakların ortasında bile şarjsız kalmaya mahkum oluyor.


Bu noktada bir diğer önemli konu ise tükenmişlik.
Hızlı şarj teknolojisinin en hayati kuralı ısı yönetimidir.
Şarj adaptörü ne kadar güçlü olursa olsun, telefon ısınmaya başladığında sistem şarj hızını otomatik olarak düşürür.
Çünkü amaç sadece bataryayı hızlı doldurmak değildir.
Aynı zamanda bunu yaparken cihazı yakmamak ve ömrünü korumaktır.

Hayatta doğru yöntemi ve yüksek motivasyonu yakaladığımızda bazen gaza fazla basarız.
Ancak insanın da bir termal limiti var.
Aşırı hız ve durmadan yüklenme, duygusal veya zihinsel aşırı ısınmaya yani tükenmişliğe yol açarsa sistem kendini korumak için kapatır.
Yani sürdürülebilir başarı, yüksek hızla soğuma ve dinlenme arasındaki hassas dengeyi kurabilmekte saklıdır.


Hızlı şarj sistemleri pili %0'dan %80'e büyük bir hızla getirir.
Ama %80'den %100'e geçerken hızı bilinçli olarak yavaşlatır.
Çünkü hücreler dolmak üzeredir ve son dokunuşlar derin bir hassasiyet gerektirir.

Kariyer yolculuklarımızda da durum böyledir.
Başlangıçta ve ivme kazanma aşamasında (%0-%80) dev adımlar atar, hızla yol alırız.
Ancak bir fikri olgunlaştırma, detayları işleme ve son haline getirme aşaması (%80-%100) sabır, yavaşlama ve incelik ister.
Çoğu insan bu son %20'lik bölümde aceleci davranıp bütün süreci mahveder.
Halbuki ustalığın ve kalitenin sırrı tam da bu yavaşlamanın olduğu yerde gizli.


Kaçımız, içimizde ne cevherler taşıdığımızı hiç bilemeden, yanlış bir kabloya bağlı yaşadığımız için yetersiz olduğumuz duygusuyla yaşlanıp gidiyoruz?
Kaç genç, kapasitesine denk gelmeyen yöntemlerin altında ezildiği için kendinden vazgeçiyor?
Ve acaba kaçımız, idare eden şarj aletleriyle ömrümüzü tüketiyoruz?

Belki de sadece seni anlamayan bir prize takılısın.
Belki de potansiyelinle el sıkışmayı henüz yapmadın.

Eğer hayatınızda işler yavaş ilerliyorsa, yetersiz hissetmeden önce biraz üzerinde düşünmeye değer.
Gerçekten şarj olmak mı istiyorsun, yoksa sadece günü mü idare ediyorsun?

Sorun donanımda değil de kendinizi bağladığınız kanalda, kullandığınız yöntemde veya potansiyelinizle kurduğunuz iletişim protokolünde olabilir.
Bunları düzene soktuğunuzda sizin de şarjınız benim telefon gibi artık 20 dakikada kendine gelebilir.
Doğru kanala bağlandığınızda, hayal bile edemeyeceğiniz bir ışık tüm dünyayı aydınlatmaya yetebilir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yaş Geçtikten Sonra Meslek Nasıl Edinilir?

Hayat Denemeye Değer mi?

Bir İnsan Neden Yanlış Meslek Seçer?