Mesleğine Karakterin Karar Versin
Gençlere mesleklerini seçerken ve üniversite tercihi yaparken sorduğum ilk soruyu paylaşıyorum:
Bir odada tanımadığın 10 kişi ile beraber oturuyorsun.
Onların seninle konuşmasını mı beklersin yoksa ilk adımı sen mi atar ve iletişimi başlatırsın?
Ve sonra da vereceği cevabı derinleştirmek için bunu:
Sana ihtiyaç duyulması için aranmak mı istersin, yoksa sana ihtiyaç duymaları için kapı kapı aramak mı?
Neden mi?
Anlatayım.
Cebinizde çok iyi bir üniversitenin diploması var.
Kusursuza yakın da bir yabancı diliniz.
Teknik olarak meyve veren bir ağaç gibisiniz.
Ama iş bulabilmeniz, para kazanabilmeniz ve kariyerinizde yükselebilmeniz için bunlar yeterli gelmiyor.
Ağacın meyve vermesi yetmiyor, üzerine renkli neon ışıkları asıp dallarınızı da sallayarak "En lezzetli meyve bende!" diye de bağırmanız bekleniyor.
İyi de fıtratınız doğuştan sessizliğe ayarlı.
Siz meyvenin tadına bakılmasını istiyorsunuz, onu pazarlamayı değil.
İşte tam o an bir gerçeği fark ediyorsunuz:
Ya ayağına gidilenlerden olacaksınız ya da hayat boyu birilerinin ayağına gidenlerden!
Evimden işyerime yürürken cadde üzerinde yan yana iki dükkan hep dikkatimi çeker.
Dükkanlardan biri yıllardır orada.
Paslı bir tabelanın asılı olduğu, içeride de üstü başı yağ içinde bir ustanın durduğu mütevazı bir oto lastikçi.
Ama önünde her zaman bir kuyruk olur.
Diğeri dükkan ise her altı ayda bir değişir.
Geçen yaz hamburgerciydi, ondan önce butik bir kafe, şimdi ise modern ışıkların yandığı bir pilavcı.
O ışıkların arkasında da müşterinin içeri girmesi için gelene geçene dil döken, her gelene "Benim pilavım harika!" demek zorunda kalarak kendini ispatlamaya çalışan biri.
Aslında bu manzarayı her görmemde gençlerin tercih listelerinde yaptıkları seçimlerin somut haritasını görüyordum.
Bu konu üzerine ne zamandır yazmayı düşünüyordum ki artık zamanı gelmiş.
Lastikçiyi düşünün.
Arabanızın lastiği patladığında o ustanın hitabetine bakmazsınız.
"Ağzı iyi laf yapıyor mu?" diye sormazsınız.
Çünkü orada bir zaruret vardır.
Müşteri oraya can havliyle ve teslimiyetle gelir.
Ustanın otoritesi dükkanın kapısında başlar.
Gelen kişi "bilmeyen", usta ise "kurtarıcı"dır.
Eğer fıtratınız kendinizi her sabah birilerine kanıtlama mecburiyetinden nefret ediyorsa, unvanın sizin yerinize konuştuğu ve uzmanlığın doğal bir otoriteyle korunduğu bu meslekler tam size göre.
Bir doktorun, bir avukatın ya da o yağlı elleriyle lastik değiştiren ustanın kendini pazarlamasına gerek yok.
Onlar, ihtiyaç duyulanın merkezinde.
Bu uzmanlıklar, pazarlamanın yüzeyselliğine ihtiyaç duymaz.
İnsanlar size bir tercih lüksüyle değil, bir teslimiyetle gelir.
Uzmanlığınızın ağırlığı tabelanızda yazandan fazladır.
Masanıza oturduğunuz an, "bilmeyen" karşısında "bilen" olmanın getirdiği doğal bir otoriteyle korunursunuz.
Bu koruma, fıtratı gereği kendini öne çıkarmaktan imtina eden vakur insanlar için bir zırh gibidir.
Burada şov yapmanız beklenmez, sadece işinizi kusursuz yapmanız yeterlidir.
Hemen yan dükkandaki pilavcıya geçelim şimdi de.
Karnınızı doyurmak bir ihtiyaç ama nerede doyuracağınız bir lüks.
Zorunluluk yok ama onun yerine tercih edilme sancısı var.
Bu yüzden o dükkan sürekli el değiştiriyor.
Çünkü orada sadece pilav yapmak yetmiyor.
Müşteriyi ikna etmek ve "Diğerlerinden daha iyiyim!" şovunu da her gün sahnelemek gerekiyor.
İşte bu tercih edilme mecburiyeti de insanı bitmek bilmeyen bir kendini ispat etme yükümlülüğüne mahkum ediyor.
Mühendislik, mimarlık veya girişimcilik gibi alanlarda diplomanız sadece bir bilet hükmünde.
Asıl yolculuk kendini beğendirme durağından sonra başlar.
Her sabah yeni bir ispat savaşına girmek istemiyorsanız, elinizdeki diplomanız pişmanlıktan başka bir işe yaramayacak.
Gençlerin düştüğü en büyük tuzak, "yapabilme becerisini", "olabilme karakteriyle" karıştırmak.
Bir genç, matematiği çok iyi bildiği için harika bir mühendis olabilir.
Ama her gün hayır cevabını göğüsleyip yeniden kapı çalacak bir mizacı yoksa, teknik becerileri hayatını kurtarmaz.
Çok iyi bir üniversiteyi bitirip çok iyi bir mühendis olabilirsin.
Ama her gün yeni bir patrona veya yeni bir müşteriye "Beni seçmelisin, ben harikayım!" demek zorunda olmak, sosyal enerjinizi tüketip bitirecek.
İş hayatında liyakat kendiliğinden parlamıyor, onu sizin parlatmanız, sunmanız ve pazarlamanız bekleniyor.
Birinci grup mesleklere uygun bir karakterle ikinci grup meslekleri yapmaya çalıştıkça ne başarılı ne de mutlu olursunuz.
Sadece puana bakıp da bölüm tercih edilmez, meslek seçilmez.
Sadece ne yapabileceğine de bakma, gelecekteki günlerinin nasıl geçeceğini hayal et.
Bir odada tanımadığın on kişi varken onların sana gelmesini mi beklersin, yoksa her birinin elini sıkıp kendini anlatma hevesiyle mi dolusun?
18 yaşındaki bir gencin önüne konulan tercih listesi, aslında o gencin ömrü boyunca hangi psikolojik şeritte seyredeceğinin kararıdır.
Eğer liyakatin sessizliğini pazarlamanın zorluğuna tercih ediyorsan, unvanın senin yerinde konuştuğu, insanların uzmanlığın için ayağına geldiği şeridi seç ve o yoldan ilerleyip devam et.
Çünkü ömür boyu karakterine ters bir yolda ilerlemeye çalışmak dünyanın en ağır işçiliği olacak.
Ama ağzın iyi laf yapıyor, kendini ve işini pazarlamakta sorun yaşamıyor ya da bu rekabet ortamı işine geliyorsa o zaman gözü kapalı ikinci grup meslekleri tercih edebilirsin.
Başarı, sadece çok çalışmak değildir.
Başarı, mizacının sesini mesleğinin ritmiyle eşleştirmektir.
Bazıları ikna etmek için doğar, bazıları ise idrak edilmek için.
Hangisi olduğunu ise en iyi sen biliyorsun.

Yorumlar
Yorum Gönder