Kalbin Kırıklarını Aldırmak

Kalbin kırıklarını aldırmak

Hiç gitmediğiniz bir evin anahtarını ömür boyu cebinizde taşıdınız mı?
Veya hiç tanışmadığınız birinin adını, teninizdeki bir yara izi gibi, asla unutmayacak şekilde ezberinizde sakladınız mı?

Toplum bize hep eksiksiz bir bütün olmamız gerektiğini dayatıyor.
Tamamlanmamız, eksiklerimizi yamamamız, kırıklarımızı onarmamız gerektiği her defasında hatırlatılıyor.
Halbuki hayatın en büyük sırrı dokunduğumuz taşlarda yazmıyor, o taşların arasından sızan boşlukta gizleniyor.

Bir heykeltıraş yontacağı mermer bloğun karşısına geçtiğinde, çoğunluk onun bir figür oluşturduğuna inanır.
Ama aslında o sadece bir yok etme ustasıdır.
Vurduğu her çekiç darbesi ile mermerden bir parçayı koparıp atar.
Heykel dediğimiz şey de zaten birbirine uç uca eklenen parçalarla değil, eksilen parçalarla ortaya çıkar.

İşte insan da budur.
Biz de tam olarak aynı böyleyiz.
Elimizde kalanlarla oluşmayız, bizden koparılanların bıraktığı boşluklarla oluşuruz.

Ruhumuz eğer bir ev ise, o evin en kıymetli yeri kimsenin giremediği boş bir odadır.
O boş oda, yaşanmamış aşklarla, yarım kalmış vedalarla ve asla gerçekleşmeyecek hayallerle doludur.
Çoğu insan da o odayı bir kusur gibi görüp kapısını kilitler.
Ama evin içindeki hava, sadece o boş oda sayesinde devir daim eder.
Eğer her odamız dolu olsaydı bu sefer kendi kalabalığımızda boğulur ve nefes alamazdık.

Become a Medium member

Sevdiğimiz birini kaybettiğimizde canımızı yakan şey, onun yokluğu değildir.
Canımızı yakan, onun yerinde duran boşluktur.
O kişi gitmiştir ama kapladığı boşluk, bir beton kütlesi kadar ağır bir şekilde orada durmaya devam eder.
İşte bu ağırlık da büyük bir gemiyi olduğu yerde tutan bir çapa gibi bizim hayata olan bağımız.

Yas, sevginin artık sığacak bir gövde bulamamasıdır.
Bir insanın ne kadar sevildiğini de gidişinin ardından oluşan boşluğun büyüklüğünden anlarsınız.

Bazen yalnız kaldığımda durup üzerinde uzun uzun düşünürüm.
Başardıklarımın, hayal kırıklıklarımın, yarım bıraktıklarımın, vazgeçtiklerimin ve sahip olduklarımın ötesine geçmeye çalışırım.
Hafızamın duvarlarında asılı duran resimlerin yerine, o resimlerin indirildiği yerlerde kalan toz izlerine odaklanırım.
Bizi biz yapan şeyin, kazandıklarımızdan çok, kaybettiklerimizden sonra açılan benzersiz yaralar olduğunu görürüm.

Bir ışık sızacaksa içeri, bu ancak bir yarık sayesinde mümkündür.
Pürüzsüz bir ruh, kör bir kuyudur.
Güneşe sırtını döner, ışığı yansıtmaz, sadece yutar.

Tamamlanmış bir hikaye, kapanmış bir kitaptır.
Ama biz hala yırtık sayfaları olan, sonu yazılmamış ve belki de en önemli cümlesi henüz kurulmamış o boşluğun ta kendisiyiz.

Eksik kalmaktan korkmayın.
Çünkü sadece eksik olan sızlar.
Sadece sızlayan bir şeyin hala hayatta olduğundan emin olabilirsiniz.

Kendi boşluklarımı seviyorum.
O boşluklar olmasaydı, bu koca dünyamı nereye sığdıracaktım?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yaş Geçtikten Sonra Meslek Nasıl Edinilir?

Hayat Denemeye Değer mi?

Eğitimde Fırsat Eşitliği Çözüm mü?