Meraktan Öğrenmeye
John Dewey
Yapılan akademik bir çalışmaya göre, kültürümüzde "merak" ile ilgili 100'den fazla atasözünden %98'i olumsuz anlam içeriyor.
“Fazla merak adamı mezara sokar.”, “Bin merak bir borcu ödemez.", "İnsanın başına ne gelirse meraktan gelir." vb.
Yüzyıllar öncesindeki nedenlerden dolayı zaman içinde alışkanlık haline gelen bu tutum, öğrenmenin ve gelişmenin önündeki en büyük engel olarak sapasağlam duruyor.
Bu engeli aşabilen bireyler ise merak duygularının rüzgarıyla öğrenme deryasında hızla yol alıyor.
Okullarımızın ve eğitim sistemimizin bilgi yükleme odaklı olması geçen yüzyıl için anlaşılabilir bir durumdu.
Ancak günümüz için ihtiyaç ve amaçtan fazla bilgiye maruz kalmasına, bununla birlikte beyinlerimizin moda tabirle "spagetti" olmasına neden olmakta.
Aslında neyin önemli neyin gereksiz olduğuna karar verebilme, edinilen bilgilere anlam verebilme ve bu bilgileri verimli bir şekilde kullanabilme becerileri çok daha önemli.
21. yüzyıla kadar insan hayatı öğrenme ve öğrendiğini kullanarak çalışma üzerine kuruluydu.
Artık günümüzde öğrenme evresi çok daha erken yaşlarda başlıyor ve hayat boyu öğrenme gereği çalışma hayatında da devam ediyor, etmesi de gerekiyor.
Öğretmenlik mesleğinin içeriği bile artık öğretme eyleminden çok yönlendirme ve gelişimi denetleme eylemlerine evriliyor, evrilmesi de gerekiyor.
Öğrenme, yaparak ve yaşayarak yapılır.
Dış bir etken tarafından değil, kendi kendine yapıldığında kalıcı hale gelir.
Bunu sağlayacak enerji, yangına dönüştürecek fitil ise "merak"tan başka birşey değildir!
Başta en sevdiği soru "Neden?" olanların, sorularla olan biten herşeyin sebebini sorgulayarak yapabileceği bir beceridir.
Bugünün çocuklarının çoğu henüz icat edilmemiş işlerde çalışacak.
O “gün” ise düşündüğümüzden çok daha hızlı ve erken gelecek.
Çocuklarımıza bundan 20 yıl sonra neler lazım olacağını ve onların neleri öğrenmeleri gerektiğini kesin olarak bilemiyoruz.
O zaman önemli olan; onlara neleri öğreteceğimizin yerine, kendi kendilerine neleri nasıl ve ne şekilde öğrenecekleri değil midir?
Sadece sınavlarda çıkacak konuları değil, hayatta karşılaşacakları ne varsa öğrenmelerini sağlamayacaksak ne öğreteceğiz?
Epistemik Merak
"Eğitim için artık yeni ve cesur yaklaşımlara ihtiyacımız var, çünkü hiçbir şey yapmamanın bedeli dolar, euro cinsinden değil insanların geleceği cinsinden ölçülüyor…”
Sal Khan
Hiç düşündünüz mü?
En başarılılarımızı, en itibarlılarımızı, en zenginlerimizi, en kendini gerçekleştirenlerimizi..
Başarı
ve yeterliliğin sınavlarla ve notlarla ölçüldüğü, her şeyin puanlarla
değerlendirildiği, hepimizin sadece birer "sayı" olduğu bu sistemde en
yüksek puanları alanlar neden genelde bu grup içinde yer alamıyor?
Peki neden bir şeyleri başarmak isteriz? Herhangi bir bilgi ya da beceriyi öğrenmeye karar veririz?
Ya da bir konuya ilgimiz, isteğimiz, arzumuz ve ihtiyacımız mı olduğunu nasıl anlarız?
Her insan farklı zamanda farklı yerde ve kendi istediği hızda öğrenmek isteyebilir.
Yeni bilgileri keşfetme ve öğrenme çabası ise ancak iki şekilde gerçekleşebilir:
Kendiliğinden (ilgi tipi merak) veya bir uyarıcı aracılığı ile (yoksunluk tipi merak).
Yani bir konuyu ya yeni bir şeyler öğrenmek arzusu ile ilgimizi çektiği için öğreniriz.
Ya da başarısız olmaktan korktuğumuz için veya sınavı geçmek için, belki de ödev olarak verildiği için öğreniriz.
Ya kendimiz istediği için öğreniriz, ya da bir başkası öğrenmemizi istediği için!
Kolay yoldan yoksunluk tipi epistemik merakı yoğun olan çocuklar yetiştirebiliriz.
Bu çocuklar büyüdüklerinde verilen görevleri başarıyla yerine getirebilirler.
Ancak sadece bir "komut" verildiğinde o işi öğrenebilir ve yapabilirler.
Ortada bir görev veya hedef olması ya da birinin iteklemesi ile öğrenme gerçekleşebilir.
Ancak sorun şu ki; bu şekilde komutlar aracılığı ile yapılacak işlere geleceğin dünyasında yer yok!
Zaten komutlarla işler makine-robot-yapay zeka araçlarına yaptırılıyor.
Bu halde çocuklarımızı ilgi tipi epistemik merak sahibi bireyler olarak yetiştirmemiz daha önemli.
Böylece kendilerine hangi bilginin lazım olacağını ve neyi nasıl öğreneceklerini kendileri bilir, bunun kararını verebilirler.
Son 100 yılda meydana gelen teknolojik gelişmeler, bütün insanlık tarihi boyunca gerçekleşenden çok daha fazla gerçekleşti.
Son 25 yılda gerçekleşen ise son 100 yılda gerçekleşeni katladı.
Geleceğin
mesleklerini ve işlerin geleceğini; sürekli gelişen yeni teknolojiler,
değişen sektörler ve pazarlar ile birbirine bağlı global ekonomik
sistemler belirleyecek.
Moore yasasına göre 18 ayda bir ikiye katlanan bilgisayar ve işlemcilerin gücündeki artış, hızını kesmeden devam ediyor.
Elimizdeki
akıllı telefonlarımız, NASA’nın 1960’ların sonunda uzaya gönderdiği
uzay araçlarından çok fazla daha işlem gerçekleştirebiliyor.
Tüm bu imkanları değerlendirebilmek yaratıcı, yenilikçi ve eleştirel düşünme becerilerinden geçiyor.
Bu beceriler ise ancak ilgi tipi epistemik merak ile elde ediliyor.
Değerler Eğitiminin Önemi
Eğitim müfredatımızda matematikten, fen-sosyal bilimlerden, hatta yabancı dilden çok daha önemli bir eksiğimiz bulunuyor.
Bu eksiklik kapatılmadığı sürece diğer hiçbir eğitimin anlamı kalmıyor.
Değerler
eğitiminin resmi-özel tüm kurumlarda ayrı ve tek başına sürdürülebilir
bir şekilde programlara yerleştirilmesi gerekiyor.
Öncelik okul öncesi ve ilkokullarda olmakla birlikte yaş şartı aranmadan her dönemde tekrar edilmesi de gerekiyor.
Çocuğum
sular seller gibi İngilizce konuşsun, robotik kodlama öğrensin,
BİLSEM'e gitsin diye didinen anne-babalar bu işin peşine düşmeli.
Dişimiz ağırdığında rastgele herhangi bir diş hekimine gidemiyoruz.
Ya da hukuki bir konuda herhangi bir avukata gözümüz kapalı güvenip vekalet veremiyoruz.
Evde musluk bozulduğunda veya kombi bakımı gerektiğinde tamir için herhangi bir teknisyeni de hemen çağıramıyoruz.
Türkiye'de yetenek açığı istikrarlı bir şekilde büyüyor.
Manpower'ın 2023 raporunda %72 olarak verilen oran birkaç yıl öncesinde %50'lerdeydi.
Yani bir işyerinde bir işveren, çalışanından 10 tane beceri bekliyor, 10 görevi yerine getirmesini istiyor.
Çalışan ise bu 10 görevden 7'sini kendisinden istenilen şekilde yerine getiremiyor.
Ama yine de o işyerinde çalışmaya devam ediyor.
Çünkü dışarda da bu işleri sorunsuz şekilde yerine getirebilecek kimseler yok!
Bu şekilde her 5 firmadan 4'ü işe alım yapmakta zorlanıyor ve yetenek açığı yaşıyor.
Verilemeyen değerler eğitiminin bu durumu körüklediği bir gerçek.
Sorunun kaynağında çalışanların sahip oldukları (olamadıkları!) değerler var.
Doğruluk
nedir, vicdan ne içindir, neden dürüst olmak gerekir, adil olmanın ne
anlamı var gibi sorularla hiç karşılaşmamış, dolayısıyla bu kavramların
ne olduğunu öğrenemeden ve ne işe yaradığını bilmeden yetişen insanlar
tüm mesleklere dağılmış durumda.
Çalışan işini eksik yapmakta, kimse kontrol etmezken görevini yerine getirmemekte sorun görmüyor.
Patron çalışanının haklarını gasp etmekten ve onu özel uşağı gibi kullanmaktan çekinmiyor.
Serbest meslek erbabı müşterisine yolunacak kaz muamelesi yaparken bunu son derece normal buluyor.
Bu gözardı edilen değerler karşılıklı bir güvensizlik ortamı oluşturuyor, "etik" kavramı havada öylece asılı kalıyor.
Düzenli
olarak okuma ve araştırma alışkınlıkları kazandıramadığımız, her
gördüğüne ve duyduğuna sorgulamadan hemen inanmayı tercih eden, herkesin
aynı şeyi düşünmek ve aynı hayatı yaşamak zorunda olduğunu kabullenen,
sahip
olduğu tüm varlıkları ve bilgiyi sürdürülebilir şekilde gelecek
nesillere aktarmayı önemsiz bulan bireylerin yetişmesine engel
olamıyoruz.
Toplum bir zincir, bizler ise birer halkayız.
Kaynaklarımızı ziyan etme lüksümüz yok.
Geleceğimizi görmezden gelmeye hiç hakkımız yok.
Sürdürülebilir kalkınma ancak tüm halkaların sağlamlığı ile mümkündür.
Çünkü en zayıf halkamız kadar sağlamız.
Çünkü en güçsüzümüz kadar güçlüyüz.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder