Düz Çizgiyi Görmeden Yaşamak
Büyük kayıplardan ve acılardan sonra kendimize gelmekte zorlandığımız zamanlar olur.
Eşim bununla ilgili şöyle demişti bana:
“Kalp çizgisi neden düz değil biliyor musun?
Çünkü yaşam zikzaklarla dolu.
Eğer o çizgi dümdüz gidiyorsa, zaten ölmüşsün demektir.”
O an çok basit bir tespitin aslında ne kadar derin bir anlam taşıdığını fark ettim.
Yaşamak; düz gitmemek, inip çıkmak sonra tekrar inmek ve tekrar tekrar çıkmak demekti gerçekten.
Ruhumuzun da aynı kalbimiz gibi ritmi vardı.
Kalbimiz gibi ruhumuz da düz çizgide yaşayamıyor.
Düz çizgi sadece kalbin değil hayatın da bitişinin sembolüymüş aslında.
Kalp monitöründe düz bir çizgi görmek, hayatın sona erdiğini gösterir.
İniş çıkışların artık olmadığı, hareketin kalmadığı ve canlılığın gittiği soğuk bir çizgi.
Kalp bir yukarı bir aşağı doğru ritimle atar durur hep.
Bazen hızlanır bazen yavaşlar, ama ne kadar yorulsa da atmaya devam eder.
O zikzaklar olduğu sürece hayat var demektir.
Hayatlarımız da işte aynı böyle kalp çizgisi gibi.
Bir gün yukarı çıkarız başka bir gün dibi görürüz.
Bir gün gülerken ertesi gün bir bakmışız içimiz kan ağlıyor.
Bu dalgalanmalar, bu inişler ve bu çıkışlar, hepsi yaşadığımızın ve canlı olduğumuzun bir kanıtıymış halbuki.
Sürekli mutlu olmaya ve sürekli güçlü kalmaya çalıştıkça sadece hayatın olması gereken doğalını bastırıyormuşuz.
Aynı kalp çizgimiz gibi yol alarak yaşamaya devam edeceğiz.
Bazen tökezleyip düşecek, sonra tekrar yerden kalkıp koşacağız.
Ta ki düz çizgiyi görene kadar bu böyle devam edip gidecek.
Asıl önemli olan zikzaklara ayak uydurmak ve bu iniş çıkışların bilincinde olmak.
Ve yaşadığımızı, canlı olduğumuzu hissettirecek bir sebep bulmak için çabalayacağız.
Çizgi çıkıp inmeye devam ediyorsa hala yaşıyoruz demektir.
Öyleyse de o sebebi arayıp bulmaya hala zamanımız ve fırsatımız var demektir.
İyi İnsan Olma Yolculuğumuz
İyi insanın tanımı nedir? Nasıl iyi bir insan olunur?
Kimseye zarar vermemek ya da sadece kurallara uymak birini iyi bir insan yapar mı?
İyilik kavramı insanlık tarihi kadar eskidir.
Sözlük tanımı "iyi olma durumu" ve "karşılık beklemeden yardım" olarak geçer.
Genel olarak bir insanın hem kendisiyle hem de çevresiyle "duyarlı" ve "olumlu" tutum içinde olmasıdır.
Yani kişinin sadece zarar vermemesi değil, aktif olarak kendine ve çevresine fayda sağlamasıdır.
Güzel konuşmak, birine yardım etmek, yalan söylememek, dürüst olmak, adaletli davranmak, doğayı korumak...
Niyet ve eylemin uyumlu olduğu tüm samimi tutum ve davranışlar iyiliktir.
Çoğu zaman, doğru olanı yapmak ve daha iyi bir dünya için çabalamak insanı yalnız, hatta çaresiz hissettirir.
Bu geçmişte de böyle oldu, bugün de böyle oluyor ve gelecekte de böyle olacak.
Doğru bildiğimiz değerlerimizi savunmak, hemen karşılığını bulamayabileceğimiz bir yolculuk.
Etrafımızda olup bitenler, tüm olumsuzluklar her defasında yalnızlık hissi verir.
Bu yüzden sadece sonuçlara odaklanmak çoğu zaman hayal kırıklığı yaşatır.
Oysa her şeye rağmen kalbi insanlık, iyilik ve barış için atan binlerce insan var.
Hem en güçlü değişimler, çoğu zaman sessiz ve görünmez bir şekilde kök salmaya başlar.
Hangi düşüncemizin ya da eylemimizin büyük bir dönüşümün ilk halkası olacağını bilemeyiz.
Belki sonucu bile göremeyeceğiz, ama iyilik denizindeki bir damla olmaya gerçekten değer.
Önemli olan, iyi insan olma yolculuğunu bir motivasyon kaynağı haline getirmek.
Zaten her gün doğru olanı yapıyorsun, dönüşümün canlı bir parçasısın.
Bu bile başlı başına büyük bir başarı değil midir?
Hayatta sadece siyah ve beyaz yok.
Koyu bir Beşiktaşlı olmama rağmen, bu gerçek benim için de geçerli.
İyi insan olmak sadece doğru ve yanlışlarla ilgili değil.
İyi insan olmak sanıldığı gibi ne bir hedef ne de son duraktır.
Hayat boyu devam edecek ve etmesi de lazım olan bir süreçtir.
Gelişmemiz için öğrenmemiz gerek.
Öğrenmek için de hata yapmak.
İnsan hayatı, yolculuğun büyük kısmı hatalardan oluşan bir seyir.
Yeni yürümeye başlamış küçük bir bebeğin adımlaması gibi.
İyilik, sadece kendi değerlerimize sahip çıkmakla ve sadık kalmakla olmuyor.
Kendimizden başkalarına, hatta bize en uzak olanlara duyacağımız empati ile gerçekleşiyor.
Birbirini anlamayan, anlamak istemeyen iki kişi yan yana dururken bile birbirine bağırır.
Çünkü seslerini duyurmak isterler, bedenen aynı konumda olsalar da ruhen birbirlerine çok uzaklar.
İşte bu yüzden çözüm, sesi daha gür çıkarmak, bağırmak ya da tekrar etmek değil.
Duymaya değil, dinlemeye ve gerçekten anlamaya ihtiyacımız var.
İyi insan olma yolculuğumuzda kendimizle sürekli bir savaş veriyoruz.
Karanlık yönlerimizi bastırmakla, zayıf taraflarımızı kabullenmekle yoğun mesai harcıyoruz.
Büyük çoğunluğumuz da ne yazık ki bu savaşta kaybediyor.
Çünkü bu savaş herkesin kolayca gösteremeyeceği güçlü bir cesaret istiyor.
Ufacık bir dokunuş, küçük bir iyilik dünyayı bile değiştirebilir.
En iyi insanlar sadece kendini geliştirenler değil, başkalarına da dokunanlardır.
En iyilerimiz toplumun iyiliği için kendini paralayanlar arasından çıkar.
İyi insan olma yolculuğu uzun ve kesintisiz bir yolculuk.
Bir insan iyi bir insan olacaksa da bu bazen çok uzun zaman sürebilir.
Çünkü potansiyel birden değil, zamanla ortaya çıkar.
Bu yolculukta bazen yorgun düşeceğiz, umutsuz olacağız ama asla vazgeçmemeliyiz.
Çünkü iyi ve doğru olanın yükü ağır, ama değeri sonsuz olur.
Sonuna Kadar Koşan Kazanır
Zaman zaman başarıya ulaşmış insanların gerçek ve örnek alınacak hayat hikayelerini kurcalarım.
İlham alınabilecek neleri var, neler yaşamışlar da başarmayı başarmışlar diye uzun uzun kafa yorarım.
Aralarında oldukça şanslı olanlar ve daha doğar doğmaz kazananlar var.
Ama öyle bir ortak noktaları var ki bundan ders çıkarmamak akıl karı değil:
En hızlı koşanlar değil belki ama, sonuna kadar koşanlar her zaman kazanıyor!
Çoğu zaman kazanmakla bitirmek arasındaki farkı karıştırıyoruz, birbirinden ayırt edemiyoruz.
Kazanmak çoğu zaman bir amaç ve bir sonuç gibi görünüyor ve böyle biliniyor.
Bitirmenin bir kararlılığın ve güçlü bir inancın sonucu olduğunu ise görmezden geliyoruz.
Aslında elinden geleni yapmış bir insan, sonucu ne olursa olsun çoktan kazanmış demektir.
Doğrusu, hayatta kazananlar vazgeçmeyerek bitirebilenler arasından çıkıyor.
Hayatımın son dönemlerinde üzerinde çok fazla mesai harcadığım bir konu var.
"Kazanmak nedir?" ve "Ne zaman hangi koşullarda kazanmış oluyoruz?" sorularına cevaplar arayıp duruyorum.
Bulabildiğim ve beni ikna eden en mantıklı şey ise kazanmanın bir sonuç değil, bir tavır olması.
Bazen hiç bitmeyeceğinin farkına varsan bile, herkesin bıraktığı yerde devam edebilmektir kazanmak.
Bazen de kendine verdiğin sözü tutmak, kendine yakıştırdığını yapmak ve tamamlamak.
Peki gerçekten kazanmak zorunda mıyız, böyle bir mecburiyetimiz mi var?
Yerine ve zamanına göre değişir ama bunun için vazgeçmeden elimizden geleni yapmak zorundayız.
Sonuna kadar gitmeye çalıştıkça artık sonucu değil kendimizi tanırız.
Böyle olduğu zamanlar kazanamasak bile, “bitirdim” diyebilmek başka bir huzur verir.
Belki bir ödül, bir alkış olmaz ama vicdanımız temiz ve rahattır.
Hayat yarışında ödüller en hızlı olanlara veriliyor ama gerçekten kazananlar hep en dayanıklı olanlar oluyor.
Pes etmemeyi öğrenenler her denemelerinde daha da güçleniyor ve her düşüşlerinde daha da kırılmaz hale geliyor.
Dayanıklı olmayı doğuştan edinemeyiz, ancak yaşarken öğrenebiliriz.
Kırıldıkça, hata yaptıkça, acı çektikçe ve içimiz yandıkça içimizde bir güç büyür.
Ve bu güç sayesinde artık koşmaktan değil, yarıda kalmaktan korkar oluruz.
Yarıda bırakılan hayallerimiz zamanla içimizde ağırlaşır.
Tamamlanmayan emekler, “acaba olsaydı?” sorusunu hep kafamızda tekrar ettirir.
İşte tam da bu yüzden pes etmeden devam etmenin önemini sadece başarıyla değil huzur ve vicdan ile açıklamaya çalışıyoruz.
Sonuna kadar gitmek ve bitirmek insanın kendisine olan saygısıdır.
Kazanan bitiren değildir, bitiren kazanandır.
Sonuna kadar koşmak, başkalarını geçmek için yapılmaz.
Amaç, kendimiz için kendimizi yarı yolda bırakmamaktır.
Hayat da tam olarak böyle bir koşudur zaten.
Bazen nefesimiz tükenir, bazen herkes bizden ileridedir, bazen de yolu sorgular ve vazgeçmeye yaklaşırız.
Ama yine de tek bir şey için koşmaya devam ederiz:
İnsanın kendine sadık kalması...



Çok güzel gerçekten..
YanıtlaSil