Yalnızlık Bir Yük mü, Bir Armağan mı?
Bazen evrendeki en yalnız kişi olduğumu hissediyorum.
Kalabalıklar ortasında bile, içimde yankılanan sessizlik bazen her şeyden daha ağır geliyor.
En duyarlı, en bilinçli ve en iyi niyetli insanların da çoğu zaman bu şekilde düşündüğüne defalarca şahit oldum.
Derin düşünenlerin, iyiliği hayatlarının merkezine koyanların yolu çoğu zaman tenha oluyor.
Yalnızlık, fark yaratanların, gerçekten düşünenlerin ve derin hissedenlerin kaderidir derler.
Kendimizi çoğunluktan ayrı telden çalarken bulduğumuzda doğal olarak yalnız hissederiz.
Peki bu duygu, yanlış yolda olduğumuzun işareti mi, yoksa asıl doğruyu aramanın bedeli mi?
Toplumlar çoğu zaman maddi başarıları ödüllendiriyor.
Bu yüzden insanlar daha fazla kazanmak, daha yüksek mevkilere gelmek için hırslanıyor.
Bazıları bunu güvende hissetmenin bir yolu olarak görürken, bazıları da toplumda daha fazla kabul görmekle ilişkilendiriyor.
Ama, başarıyı daha büyük bir anlam çerçevesinde değerlendirenler de var.
İşte bu kişilere başkalarının peşinde koştuğu şeyler anlamsız geliyor.
Bir gün, yine böyle hislerimin yoğun olduğu zamanın birinde çocuklarımın yanında biraz boş konuşmuştum.
Yaptığım her şeyin boşa gideceğini, değişimin imkânsız olduğunu düşündüğüm o anlardan biriydi.
Beni dinleyen 6 yaşındaki oğlumun sözlerinin buz gibi yüzüme çarptığını ömrüm boyunca unutamam:
"Baba, her insan hata yapabilir. Aynı şu an senin yaptığın gibi.
Doğru bildiğine emin olduğun şeyden vazgeçmemeyi sen öğrettin, ama hata yaparak vazgeçiyorsun sanki."
Hayat hiç beklemediğimiz anlarda bizi en derin gerçeklerle yüzleştirir.
En ilginci, bu gerçekleri en saf, en masum ağızlardan duyduğumuzda etkisi daha büyük olur.
Küçük bir çocuğun söylediği tek bir cümle, yılların birikimini, öğrettiklerini ve kendimize dair bildiğimiz ne varsa sorgulatır.
Ebeveynlik, sadece öğretmek değil, aynı zamanda sürekli olarak kendi öğrettiklerimizle yüzleşmek demek.
Bu söz ise, bana yalnız olmadığımı bilmek için illa başkalarına ihtiyaç duymak zorunda olmadığımı hatırlattı.
Belki de asıl mesele, yalnız olup olmamak değil, yalnız kaldığımızda bile içimizde taşıdığımız değerlere ne kadar sahip çıktığımız ile ilgilidir.
Hayattaki çabalarım, hiçbir zaman sadece bireysel bir başarı ya da geçici bir kazanç için olmadı.
Hep daha iyi bir dünyanın, daha bilinçli bireylerin ve daha duyarlı bir toplumun hayalini kurdum.
Ve herşeye rağmen bu yolda verilen emeklerin asla boşa gideceğini düşünmüyorum.
Gerçek başarının, dünyaya bir iyilik, bir güzellik, gözle görülmeyen ama hissedilen izler bırakabilmek olduğuna inanıyorum.
Kendi içlerinde başkalarının göremediği zenginliklere ve büyük dünyalara sahip çok insan var.
Hayatlarını maddi kazançtan, güçten veya şöhretten ziyade iyilik, doğruluk ve çevreye duyarlılık üzerine kuranlar...
Aslında gerçek yalnızlık, bu insanların birbirini görememesi, seslerinin birbirine ulaşamaması…
Söylediklerimiz, yazdıklarımız ve yaptıklarımız bir yerlerde mutlaka bir iz bırakıyor.
Belki bir öğrencinin, belki bir ebeveynin, belki de hiç tanımadığımız birinin zihninde yankı buluyor.
Bir insanın gerçek değerini sahip oldukları değil, verdikleri, dünyaya kattıkları ve geride bıraktığı izler belirler.
İyiliğin Sessiz Gücü
Yozlaşmış toplumlarda iyi insanlar çoğu zaman küçümsenir.
Nahif olmak güçsüzlük ve zayıflık göstergesi olarak görülür.
Halbuki bir insanın sahip olabileceği en büyük güç "iyi" olmasıdır.
Çünkü insanın gerçek büyüklüğü, gücü yettiği halde kötülük yapmamasında saklıdır.
İyilik zayıflık değil, tam tersine iradenin en keskin halidir.
Gücünü kullanmamayı seçmek de gücünü kaybetmek değil, gücünü yönetmek demektir.
Hile yapanlar, kötülük edenler bir dönem parlarlar.
Ama tarih iyi insanları asla unutmaz, insanlar her zaman iyileri hatırlar.
İyiler başka insanlara bağırabilme gücü olduğu halde susmayı seçer.
Her istediğini zorla alabileceği halde gönül koymadan severek paylaşmayı tercih ederler.
Her zaman daha fazlasını elde edebilmeye de güçleri vardır ama ihtiyacı olan başkalarını düşünürler.
En güçlü insanlar, bilinçli bir iyiliğin yönettiği işte bu iyilerdir.
İyilik bulaşıcıdır.
Bir toplulukta iyilik yapmak diğerlerini de hemen harekete geçirir.
Koca bir ormanda tek bir kuşun ötüşü bile sessizliği bozar.
İyilik iz bırakır.
Yıllar geçse bile birileri hala güzel hatırlar, hayırla yad eder.
İyilik yapan çoktan unutmuştur ama o iyilik bir başkasının karanlığına ışık olmuştur bile.
İyilik özgürleştirir.
Kötülük yapan aslında kendi öfkesinin esiridir.
İyilik yapan ise özgürlüğüyle bu zincirleri kırar.
İyilik karşılıksızdır.
Çoğu zaman teşekkür eden bile olmaz ama işte tam da bu yüzden değerlidir.
Çünkü değeri sadece kalp ile verilebilir.
İyilik cesarettir.
Görünürde kötüler kazanıyor gibiyken iyiliği seçmek zordur.
Ama bir iyilik yüz kötülüğü gölgede bırakır, ışık bir kez yandı mı karanlık artık eskisi gibi olamaz.
Evet, iyi insan olunca bazı şeyleri kaybederiz.
Ama kazandıklarımız, kaybettiklerimizden daha değerli değil midir?
İyi olmak belki dünyalık kayıplar getirir.
Ama bir gün geriye dönüp baktığınızda, kaybettiklerinizin sadece fazlalık, kazandıklarınızın ise gerçek olduğunu görürsünüz.
Çıkarlar geçer gider ama izler kalır.
Bu yüzden iyilik yapan insanlar çıkarları yerine bırakacağı izleri düşünür.
Hayatımızı iyi olmaktan, iyi yaşamaktan ve iyilikten daha fazla güzelleştirebilecek hiçbir şey yoktur.
İyilik, insan kimliğinin en yalın halidir.
İnsanın gerçek gücü ise iyilik yapabilme yeteneğidir.
Dünyayı değiştirmek isteyen çok insan var ama şunu da aklımızdan çıkarmamalıyız:
Sadece bir insanı değiştirmek, aslında dünyayı değiştirmek demektir.


Yorumlar
Yorum Gönder