Doğru Kararı Vermek
Hayatımızda her gün kararlar veririz.
Aslında hayat dediğimiz şey, kararlar vermek ve bunların sonuçlarını yaşamaktan ibarettir.
Her zaman da doğru kararlar veremeyebiliriz.
Kararın doğru olup olmadığını ise tek bir duygu ile anlayabiliriz: Huzur duygusu.
Vermiş olduğumuz kararlar çevremizdekilere ya da bizi tanıyan diğer insanlara doğru ya da mantıklı gelmeyebilir.
Hatta verebileceğimiz kararlar arasında mümkün olan en iyi seçimi de yapmamış olabiliriz.
Ancak yine de bu karar bizim için doğru karar değerini taşır.
Çünkü değerlerimizi, duygularımızı ve hislerimizi bir araya getirdiğimizde bizi en mutlu eden seçenektir.
Karar vermek yarış atına binmek gibidir.
Hayvan, duygusal ve içgüdüsel tarafımızı temsil eder.
Binici ise mantığın dizginlerini elinde tutan, yön veren ve zamanı geldiğinde durdurandır.
Her karar vermemiz gereken durumda bu yarışlar yüzlerce tekrar eder.
Biz kimsenin “seçeneklerinden biri” değiliz.
Öncelikli olan biziz.
Bu yüzden, kararlarımızı verirken kalbimizi dinleriz.
Çünkü doğru yön diye bir şey yoktur, bizi mutlu eden yön vardır.
Aslında amaç o anki en doğru kararı vermek değildir.
Bunun yerine verdiğimiz herhangi bir kararın bizi mutlu etmesini isteriz.
Ama yine de doğru olanı yapıp yapmadığımız sorusunu aklımızdan çıkaramayız.
Bu yüzden karar verirken önce kalbimizin istedikleri daha sonra sorumluluklarımız aklımıza gelir.
Bazen karar verebilmek çok zordur.
Çünkü bir kararı vermek demek aynı zamanda pek çok şeyi de geride bırakmak demektir.
Ayrıca doğru kararı bize gösteren ışıklı yollar da yoktur.
Bu nedenle en akıllıca olan karar, bize en çok huzuru veren olur.
Duygularımız bize yön gösterdiğinde, kendimize bunun gerçekçi olup olmadığını sormalıyız.
Bu soru kimseye değil, yalnızca kendimize sormamız gereken bir sorudur.
Sonunda belki işler yolunda gitmeyebilir, belki başarısız da olabiliriz.
Ama eğer uygulanabilir olduğunu, bizi mutlu edeceğini ve mümkün olduğunu düşünüyorsak o zaman hiç kimsenin ya da hiçbir şeyin önümüze geçmesine izin vermemeliyiz.
Meslek Seçiminde Ön Yargılar
Son yüzyılın en dahi insanı Einstein'ın mükemmel ötesi tespitlerine mutlaka rastlamışsınızdır.
Atomu parçalamaktan çok daha güç olduğunu belirtir ön yargıları yıkmanın ve kalıpları kırmanın.
Meslek seçiminde ön yargılarla, tabularla ve dayanılmaz çevre baskıları ile karşılaşırız.
Bu peşin hükümlerle hayatımızı kökünden değiştirecek kararı alırken ciddi anlamda sınanırız.
Meslek seçimi kararı kim olduğumuzu ve gelecekte nasıl bir hayat yaşayacağımızı belirler.
Ancak bu hayati seçimi yaparken ön yargılar önümüzde aşılması güç kalın bir duvar oluşturur.
Bu duvar yolumuzu keser, bizi en fazla tatmin edecek ve en mantıklı olan seçimi yapmamızı engeller.
Böylelikle ne özgürce karar verebiliriz ne de bu seçim adil olur.
Yaygın ön yargıların başında cinsiyetçilik gelir.
Bazı meslekler sanki tapulu mallarıymış gibi erkek mesleği, bazıları da kadın mesleği olarak görülür.
Bunu kişinin ve ailesinin ekonomik ve sosyal durumu takip eder.
İmkanları kısıtlı olanlara belli meslekler layık görülürken, bazı meslekler zengin mesleği olarak kabul edilir.
Yine genel olarak bazı meslekler hakkında o meslekleri icra edebilmek için akademik olarak çok başarılı olmak gerektiği sanılır.
Akıllı ve zeki insanların bu meslekleri tercih etmedikleri zaman başarısız oldukları ya da zekalarını ziyan ettikleri düşünülür.
Bazı mesleklerin değeri de toplumdan topluma değişiklik gösterir.
Kimine göre prestijli olan meslek diğerine göre boş ve gereksiz gelir veya bir hobi olarak görülür.
Tüm ön yargılar insanların meslek seçerken yeteneklerini, tutkularını, hayallerini ve potansiyellerini harcamalarına neden olur.
Bu yüzden saygın olarak kabul edilen bir çok meslekte isteksiz ve hevessiz çalışanlarla karşılaşırız.
Mutsuz, tatminsiz ve hatta işe yaramaz çalışanlar işte ön yargılar nedeniyle doğru mesleği seçemeyenlerden çıkar.
Çünkü ön yargılar kendi değerlerine baskın gelmiş, kendi isteklerini gözardı ettirmiştir.
Tıp ya da mühendislik mezunu olup da şarkıcı, oyuncu, sanatçı olmuş birçok ünlü isim vardır.
Bu kişiler ön yargı duvarını aşarak nihayet isabetli kararlar verebilen şanslı bir azınlık kesim.
Bunlar kadar şanslı ve cesur olmayan bir çok insan ise yanlış mesleklerde çalışmaya çalışıyor.
Geçip giden zaman boyunca da ön yargıların neden olduğu kararsızlıklar içinde boğulmaya devam ediyor.
Meslek Seçiminde Önyargılardan Arınmak
Meslek seçimi sürecinden önyargıların yanlış tercihler yapmaya zorladığını biliyoruz.
Çeşit çeşit önyargılar insanların kararsızlık içinde boğulmalarına neden oluyor.
Bazen kişiyi olduğundan daza az olduğuna ve kendisini daha küçük görmesine yol açıyor.
Bazen de kişi sahip olduğu yüksek zekasına güvenerek tüm alanlarda başarılı olabileceğini sanabiliyor.
Peki hiç düşündünüz mü, nasıl düşünebildiğimizi? Bir kararı nasıl verebildiğimizi?
Düşünme denilen eylem, beynimizin farklı bölgelerinde nöronların birbiriyle yaptıkları bağlantılardan ibaret.
Bu bağlantıların sağlıklı olması, ortaya çıkacak ürünün de sağlam olmasını sağlıyor.
Aynı taze süt ve yumurta ile yapılan pastanın, bayat ya da bozuk olanlarla yapılanlardan çok daha kaliteli ve güzel olması gibi.
İşte
bu yüzden bizi mutlu edecek lezzetli kararlar verebilmek için,
düşünürken bağlantıları güncellemeli ve geçersiz olanları elemeliyiz.
Önyargılardan temizlenmek ve kalıpları kırmak için en başta bunun farkında olmak gerekiyor.
Yani öncelikle düşündüğümüz şeyin aslında bir önyargı olduğunu görebilmek ve bunu kabul etmek şart.
Bunu önyargının kaynağını araştırıp belirleyerek keşfedebiliriz.
Bu düşüncenin nereden geldiğini ve neden bu sonuca vardığını anlamalıyız.
"Kime göre, neye göre? Yazılı bir kural-kanun mu var? Olmazsa ne olur?" gibi soruların cevaplarını aramalıyız.
Önyargılar meslek seçimi sürecini buruşturulup çöpe atılmış bir kağıda dönüştürüyor.
Puanına yazık etme-hobi olarak yine yap düşüncesi ya da aile işini yapma-baba mesleğini devam ettirme gibi.
İş garantisi olduğu sanılan mesleklere yönlendirme yapmanın anlamsızlığı da bu duruma örnek.
Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) akademisyenlerinin yaptığı önemli bir çalışma bizi daha da aydınlatıyor.
Önyargılardan
arınmış bir ortamda çalışan insanların, yenilikçi fikirler üretme ve
karmaşık problemleri çözme konusunda çok daha başarılı olduklarını
gözlemliyorlar.
Konu ile ilgili Harvard Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre ise
yüksek akademik başarıya sahip birçok insan geleneksel eğitim sisteminde başarılı olamıyor.
Bunun sebebi önyargıların ve getirdiği olumsuzlukların sonucuna dayanıyor.
Yani önyargılar sadece yanlış kararlar vermeye neden olmuyor, başarı durumunu da direkt olarak etkiliyor.
Verdiği kararlara saygı duyulan bir ailede yetişenler hayattaki en şanslı çocuklardır.
Çünkü bu durum düpedüz özgüvenli olmalarına neden oluyor.
Bu kişiler mesleklerini seçerlerken de ailelerinin desteğini görüyor ve hissediyor.
Çocuklar hayatlarında en çok anne-babalarının konuşmalarından etkilenirler.
Anne-babalar her zaman herşeyin en doğrusunu bilemezler.
Kaçırdıkları ya da göremedikleri gelişmeler olabilir, her zaman da olacaktır.
American
History X filminde Derek'in çok parlak bir öğrenciyken babasının yemek
sofrasında yaptığı kısacık bir konuşmayla hayatının nasıl değiştiğini
görmüştük.
Çocuklarımız; geleceklerini önyargılardan bağımsız bir biçimde belirlemeliler.



Yorumlar
Yorum Gönder