Anne-Baba ve Çocuk İlişkileri
Bir insan hayatı boyunca ortalama 1700 kişiyle ilişki kurar.
Bu ilişkilerden en önemlisi ve referans noktası ise anne-baba ile olan ilişkidir.
Çünkü anne-baba ile olan ilişki hayatın geri kalanını bütünüyle şekillendirir.
En küçük bir olumlu davranış birçok şeyi güzelleştireceği gibi, en küçük bir olumsuzluk hem kendinin hem de başkalarının hayatına mal olur.
Anne ve baba olmak öğrenilebilir bir sorumluluktur.
Hiç kimse doğuştan iyi bir anne-baba olarak dünyaya gelmez.
Sadece iyi anne-baba olabilmek için çaba gösteren ve öğrenen bireyler iyi anne-baba olabilir.
Çocuk bir kamera kayıt cihazı gibidir. Gördüğü ve duyduğu her şeyi kaydeder.
Tek bir amaçla: Daha sonra kendi hayatında uygulamak için!
Çocuk kaç yaşına gelirse gelsin, anne-babanın sevgisine muhtaçtır.
Diğer insanlardansa, özellikle anne-baba tarafından değerli olduğunu hissetmesine her zaman ihtiyaç duyar.
Anne-baba tarafından gördüğü en küçük bir ilgi ya da sevgi kırıntısı veya sıcak bir gülümsemenin değeri yeryüzündeki hiçbir şeyle ölçülemez.
Onlarla geçirdiği kaliteli zamanın her bir saniyesi onun için paha biçilmezdir.
Çocuğa gösterilen koşulsuz ilgi ve sevgi, onun ve çevresindekilerin hayatını güzelleştirmeye hizmet eder.
Anne-babanın çocuk adına "ulaşılabilir" olması onun için değerlidir.
İstediği ve ihtiyacı olduğu anda anne-babanın hem bedenen hem de ruhen yanında olmasını her zaman bekler ve ister.
Çocuk, anne-baba kendisiyle "gurur" duyduğunda mutluluğun doruklarına ulaşır.
Ancak bu gururun kaynağı sadece ve tek başına "başarılı olmak" olmamalıdır.
Bazen kendinden önce yardıma muhtaç başka bir çocuğu düşünmesi, bazen yere çöp atan birini uyarması..
Bazen tüm olumsuzluklara rağmen vazgeçmemesi, bazen düştükten sonra yılmadan tekrar ayağa kalkması..
Onu hayatta az da olsa ileri taşıyacak her hareket ile gurur duyulması onun iyi bir insan olmasını gerçekleştirecek.
Özellikle Y kuşağı anne-babalar çocuklarıyla "arkadaş" derecesinde yakınlık kurmaya çalışıyorlar.
Böyle bir ilişki çocuğa diyalog geliştirme anlamında faydalı olsa da ciddi zararlar da veriyor.
Bu anne-babalar, çocuğun ihtiyacı olan rehberlik ve sınır koyma görevlerini tam anlamıyla yerine getiremiyor.
Sınır konulmayan çocuk ne kadar ileri gidebileceğini, nerede duracağını, neyin doğru ve neyin yanlış olduğunu öğrenemeden ve keşfedemeden yetişiyor.
Anne-baba bu dozu öyle bir ayarlamalıdır ki, çocuk hem her zaman anne-babası yanındaymış gibi güvende olduğunu düşünmeli hem de sanki hiç yanında değillermiş gibi özgür hissetmelidir.
Belki ideal anne-baba olamayabiliriz.
Ancak her şeye rağmen başarılı bir anne-baba olabilmek bizim elimizde.
Çocuğun neye ihtiyacı olduğunu görebilen, ne çok rahat ne de çok katı olmadan çocukla olan iletişim ve eylemlerini kararlılık ve devamlılıkla yürüten anne-babalar olabiliriz.
Çocuğun etik, ahlaki değerlerini ve sorumluluk duygularını geliştirebiliriz.
Çocuğumuz hak ve özgürlüklerinin ne zaman ve nerede başlayacağını ve biteceğini bilen, limitlerinin farkında olan bireylerden olabilir.
Anne Baba Olabilmek
"Eğitim gerçeklerin öğretilmesi değildir, düşünmek için aklın eğitilmesidir." A.Einstein
Anne-baba olmak; çocuklarımıza bir dünya hediye etmek değil, onların kendi dünyalarında yaşamalarına yardımcı olmaktır.
İşte bu yaşayacakları dünyayı anne-babalar olarak bizler inşa ederiz.
Anne-baba olmayı da doğuştan değil, sonradan zamanla öğreniriz.
Bu yüzden çocuklar, anne-babalarına olduklarından daha iyi birer insan olma fırsatını verir.
Çocuklarımızın mükemmel anne-babaya değil, ilgili ve seven anne-babaya ihtiyaçları var.
Evi gösteren eşya, ayakta tutan ise çimentodur.
Meslekleri, statüleri, kazançları, başarıları onları gösteren eşyalar.
Ancak onları çimento gibi ayakta tutacak olan anne-babaları olarak kazandıracağımız evrensel değerlerdir.
Çocuklar ebeveynlerin hayatlarındaki en büyük sorumluluğudur.
Ebeveynlik, çocukları her zorluktan kurtarmak değildir.
Onları geleceğe ve tek başına yol alabilmeye hazırlamaktır.
Zorluklar karşısında hemen pes etmeme ve devam etmeye devam etme becerileri onları güçlendirecek.
Yaşayacakları küçük acı ve zorluklar, ilerisi için aşının hastalıktan koruduğu gibi onları koruyacak.
"Sen güçlüsün, her şeyin üstesinden gelirsin!" yaklaşımı sanıldığı gibi çocuğu güçlendirmez.
Hayır, her şeye yetemeyebilir, yetmek zorunda da değil.
Sevebileceği ve paylaşabileceği birine muhtaç olması kadar insani bir ihtiyacı olamaz.
Kendi kendine yetemeyeceği yerlerde güçlü durmak zorunda kalmamalı, omzunu veya sırtını yaslayabilmeli.
Özgüvenli olmak demek sorumluluk almak demektir.
Sorumluluk
almak ise, görevlerinin farkında olmak, düşündüklerinin ve
yaptıklarının sonucuna katlanmak ve bunlarla başa çıkabilmektir.
Başta kendine, çevresindekilere ve yaşadığı topluma karşı olan sorumluluklarının bilincinde olmak için çaba göstermelidir.
Çocuklarımıza bırakabileceğimiz en büyük miras, onlara doğru ile yanlış arasındaki farkı öğretmektir.
Çocuklarımız için ayrıcalık istemek yerine adaleti istemeliyiz.
Kendilerini anne-babaya borçlu hissetmemeliler.
Kaldı ki çocuk mutlak itaat etmek zorunda değil.
Nasıl mağazalarda tek beden elbise yok, her çocuk da aynı kalıba giremez.
Çocukların her hareketi, her başkaldırışı bir mesajdır, bunu anlayabilmekse çaba ister.
Hayatta sadece sahip oldukları için bedel ödeyenler her zaman kazanır.
Doğa kontrolden hoşlanmaz, her şeyin ve herkesin kendi özgürlüğünü yaşamasını sever.
Özgürlük, yapmak istemediklerimizi yapmayabilme gücüdür.
Ya sevdikleri hayatı yaşayacaklar ya da yaşayacakları hayatı sevmek zorunda kalacaklar.
Hiçbirimiz mükemmel değiliz, mükemmel olmak zorunda da değiliz.
Zaten mutlu yaşayabilmek için mükemmel olmaya da gerek yok.
İnsanlar kusursuz, hayat sorunsuz olmaz.
Ama bir şeylerden rahatsız olmazsak değişemeyiz, kendimizi geliştiremeyiz.
Elmas, büyük bir baskı altında ve uzun zamanda oluşur.
Hamur, 200 derecede yanmadan lezzetli bir ekmek ya da pasta olamaz.
Çocuklarımızın sıkıntı yaşamaları veya stres altında olmaları onları sadece daha değerli kılar.
Yanlış ve hata yapmaya hazırlıklı olan çocuklar sınırları zorlayabilir, daha uzağa gidebilir.
Çocuğu kıyaslamak ona yapılacak en büyük sevgisizliktir, onun ruhunu zehirler.
Oysa ki en mükemmel insanlar hep en sade olanlar arasından çıkar.
Daha iyi olmak için başkalarının omuzlarına basmaktansa yerinde durmaktır sadelik.
Çocuklarımız istediğimiz gibi değil, yetiştirdiğimiz gibi olur...
Mükemmel Baba Olmak
"Toplumumuzda, babaların ve annelerin çocuklarını adam yerine koyarak onların gözüyle olaylara bakmaları geleneği yok.
Söyledikleri kendilerine gösterilse, "Ben öyle demek istemedim! Beni yanlış anlamışlar." derler.
Çünkü niyetleri öyle ama o niyet doğru bilgiyle beslenmedikçe çok yanlış ve kötü sonuçlar doğuruyor.
Yani birçok baba ve anne çocuğu azarlayarak, eleştirerek çocuğuna yardım edeceğini ve onları daha başarılı kılacağını sanıyor.
Ne var ki tam tersi bir sonuçla karşılaşıyorlar."
Doğan Cüceloğlu
Baba olmak zordur. Babalık yapmak daha zordur.
Anne olmak nispeten kolaydır, çünkü genlerin ve hormonların desteği vardır.
Doğuştan anne olunabilir, ama baba olmak sonradan öğrenilir.
Dünyada kusursuz bir baba yok.
Her baba ve çocuk ilişkisinin hikayesi ayrı, her biri kendine özgü yolculuklar.
Mükemmel baba olmak zor ama imkansız değil.
Babanın sunacağı ilgi, sevgi, fedakarlık ve rehberlik onu çocuğun gözünde "mükemmel baba" yapabilir.
Baba güçtür, baba güvendir, baba "yalnız değilsin" duygusunu verendir.
Bunun için çocuk ile ilişkisinde hep olumlu, uyumlu ve esnek olmalıdır.
Çocuğun hayat yolculuğunda yalnız olmadığını yaşatacak kişidir baba.
Baba her koşulda tüm sahip oldukları ve olamadıkları ile çocuğu kabul etmeli ve sevgisini hissettirmeli.
Çocuğu her zaman dikkatle dinlemeli, anlamaya çalışmalı ve düşüncelerine saygı duymalı.
Bu sevgi koşulsuz ve şartsız olunca çocuk için paha biçilmez olacak.
Çocuğun dünya ile kurduğu ya da kuracağı ilişkiyi anneden çok baba belirler.
Çünkü çocuğun dış dünyaya açılan kapısının anahtarı babadır.
Çocuk anne ile olan organik bağından ve ona olan bağımlılığından baba ile hasarsız şekilde kurtulabilir.
Çocuk hayatta mutlu olacaksa ya da bir şeyleri başarmış olacaksa bu ancak hayallerinin peşinden gitmesi ile mümkün olur.
İşte bu hayalleri kurduran da, onların peşinden gitmesine teşvik eden de babadan başkası değildir.
Çocuğun kendisini herhangi bir konuda yetersiz hissetmesinden koruyacak kişi de babadır.
Otoriter olmayan baba çocuğu dış dünyaya karşı hazırlıksız bırakır.
Ancak otorite demek katı kurallar koymak, sertlik göstermek değildir.
Hem ev içinde hem de evrensel kuralların belirlenmesi ve bunlara uymak için teşvik etmek otoritedir.
Otorite olmazsa disiplini olmayacak. Disiplin olmazsa hiçbir istediğini elde edemeyecek.
Çocuk dışarda hayatın nasıl işlediğini ve nasıl çalıştığını kuralları ve sınırları benimsediğinde anlayabilir.
Bunu sevdirerek öğretmek de babanın yapabileceği bir iştir.
Çocuk istemeden bir hata yaptığında babasının yanında olacağını bilecek.
Kendi kararı ile bir hata yaptığında ise yine babasının desteğini görmek isteyecek.
Babasından "hoşgörü" gören çocuk da hayatı boyunca hep "hoşgörülü" olacak.
Bir erkeğin hayatta en büyük başarısı, ulaşabileceği en üst seviyesi: mükemmel bir baba olabilmekten başka bir şey değildir.
İşte bu yüzden mükemmel babalar; pelerini olmayan gerçek süper kahramanlardır.



Yorumlar
Yorum Gönder